Çinli erkek

Çin topu

2020.10.12 00:13 webinkrali Çin topu

Çin topu ülkemize yeni girmiş olmasına rağmen her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Özellikle erkeklerin durağanlaşan cinsel hayatına hareketlilik getirmekte ve bitkisel bir ürün olması sebebiyle hızlı etki göstermektedir. Tibet viagrası olarak da bilinen orjinal çin topu, hiçbir kimyevi madde içermediğinden ve erkek bünyesinde olağanüstü etki sağladığından dolayı bugün özellikle Uzakdoğu ülkelerinde yoğun olarak kullanılmaktadır.
Gerçek anlamıyla etkisini görebilmeniz çin topu cinsel ilişkiden yarım saat veya 1 saat önce kullanılmalıdır. Aynı zamanda sakıza benzer yapısıyla kutudan çıkan çin topu, ağızda bir müddet çiğnendikten sonra meyve suyu veya normal su yardımıyla yutulmalıdır. İçerisinde hiçbir kimyasal içermeyen çin topu, 24 saat içerisinde bir adetten fazla kullanıldığı takdirde mide bulantısına ve baş dönmesine sebebiyet verebilir. Bu yüzden 24 saat içerisinde 1 sefer kullanılmalıdır. Kalp rahatsızlığı ve ağır rahatsızlık nedeniyle ilaç kullanan insanlar için önerilmemektedir.
submitted by webinkrali to u/webinkrali [link] [comments]


2020.10.03 17:08 Cintakvimi Çin Takvimi rus takvimi ve japon takvimi hesaplama

Çin Takvimi rus takvimi ve japon takvimi hesaplama
Bebeğiniz kız mı yoksa erkek mi olacak?
Hemen https://cintakvimi.net e girerek çin takvimi, rus takvimi ve japon takvimiyle bebek cinsiyeti hesaplaması yapabilirsiniz?
Ayrıca yorum yapmayı unutmayın :)

https://preview.redd.it/477naps0bwq51.png?width=278&format=png&auto=webp&s=6ff9619afc8e1a773e3f11396bc8e7300a2acace
submitted by Cintakvimi to u/Cintakvimi [link] [comments]


2020.09.11 02:25 kusadasimasaj Kuşadası MUTLU SONLU MASAJ SALONU & KUŞADASI MASAJ SALONLARI MUTLU SON

Kuşadası Masaj Salonu kuşadası escort
Kuşadası Masaj Salonu, Ada Masaj 🚘 Açık Adres : 🚶‍♂🚶‍♂Cumhuriyet mahallesi, turizm sokak, no:6a - Kuşadası/Aydın GSM : 📲 0552 544 7928 Kuşadası Masaj Salonu Fiyatlarımız : 30 dakika Masaj 100 ₺ 45 dakika Masaj + Sauna 120 ₺ 60 dakika Masaj + Sauna + Hamam 150 ₺ 60 dakika Masaj + Sauna + Jakuzi 150 ₺ Sadece Sauna 50 ₺ Sadece Hamam 50 ₺ Telefon : 📲 0552 568 2905
Ada Kuşadası Masaj Salonu Kuşadası · Kuşadası masaj salonu, 0552 568 2905, Kuşadası masaj, kuşadası masaj salonları, Masaj Salonu. Masaj, Masöz bayan, Hamam, Sauna, Kese, Köpük Hizmetleri. Kuşadası masaj salonları içinde seçkin bir yeri olan salonumuzun ferah ve mistik ortamında bedeninizle birlikte ruhunuza hitap ederek yapacağımız masajla kendinizi olağanüstü hissedecek ve bir sonraki seans için acele edeceksiniz.
💆‍♂️💆‍♀️30 dakika masaj 100 tl 💆‍♂️💆‍♀️45 dakika masaj + sauna 120 tl 💆‍♂️💆‍♀️60 dakika hamam, masaj, sauna 150 tl
⚔️Fiyatlarımız fix tir 5 çalışan masöz bayan ile kuşadasında hizmetinize amadeyiz.
Telefon 📲 : 0552 568 2905

kuşadası #masaj #masöz #salonu #aydın #söke #nazilli #selçuk

Kuşadası masaj salonu bünyesinde vücuda tamamen uygulanan klasik masaj, dolaşım hızını arttırarak dokuları ve hücreleri canlandırır, dolaşımı düzenler, kas gerilimini azaltarak konsantrasyonu güçlendirir.Masaj yaptıran kişi günün yorgunluklarından ve stresinden kurtulur; rahat ve keyifli bir ortamda kendini zinde ve dinlenmiş hisseder.Masaj yağları ile yapılır ancak bazen isteğe bağlı olarak kayganlaştırıcı malzeme kullanmadan da uygulanabilir.
Kuşadası Masaj Kuşadası Masaj, Her şey bir sürpriz ile başlar. Kuşadası Masaj Salonu sizlere Gevşeme ve Rahatlama yanında Stres ve Yorgunluğunuzu Üstünüzden Atmanızı Sağlar. Kişiye Özel Masaj Odalarını ve Çalışan Masözlerimizden İstediğinizi Seçme Şansını Sunuyoruz. Son derece Elit bir Masaj Salonu olan Spa Merkezimiz, Diğer masaj salonlarına hitaben hizmet Kalitesinden Asla Ödünç Vermez. Bu şekilde bir çalışma sistemi siz değerli müşterilerimizi Memnun etme amaçlı olarak sistematik bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz.
Kuşadası Masaj Salonu Hizmetleri :
olarak verdiğimiz masaj çeşitleri ve kapsamlı masaj hizmetleri kuşadası konumundaki merkezi bir yer olan, Spa merkezi sizleri davet ediyor. kuşadası masaj salonu
Aydın / Kuşadası ilçesinde İnanılmaz Masaj Salonu Hizmetleri İle Karşılaştığınızda Şaşırmayın ! Büyük şehirlerde görmediğiniz Dizayn, Dekor ve Salonun Soft Kokusu, İlgi alaka sizleri memnun edecektir.
    • Kuşadası Masaj
    • Kuşadası Masaj Salonu
    • Kuşadası Masaj Salonları
    • Masaj Kuşadası
    • Masaj Salonu Kuşadası
    • Masaj Salonları Kuşadası
    • Masaj
    • Masaj Salonu
    • Masaj Salonları
    • Kuşadası
    • Aydın Kuşadası Masaj
    • Aydın Kuşadası Masaj Salonu
    • Aydın Kuşadası Masaj Salonları
    • Aydın Masaj
    • Aydın Masaj Salonu
    • Aydın Masaj Salonları
    • Masaj Aydın
    • Masaj Salonu Aydın
    • Masaj Salonları Aydın
    • Kuşadasında Masaj
    • Kuşadasında Masaj Salonu
    • Kuşadasında Masaj Salonları
    • Kuşadasındaki Masaj Salonları
    • Kuşadasında Masaj Salonu Var mı ?
    • Kuşadası Masöz
    • Masöz Kuşadası
    • Kuşadası Masözleri
    • Kuşadası Masör
    • Masör Kuşadası
    • Masör
    • Bay&Bayan Masaj Salonu Kuşadası
    • Aile Masaj Salonu Kuşadası
    • Kuşadasında Aile Masaj Hizmeti Veren Yerler
    • Kuşadası Çift Masajı
    • Kuşadası Erkek Masör
    • Kuşadası Bayan Masöz
Aydın Kuşadası Masaj Salonları ;
Olarak Masaj'a Verdiğimiz önem ve ilgimiz, yaptığımız işin hakkını vererek özene bezene sizlere bu ilkelerimizi tanıtmamıza izin vermenizi önemle rica ediyoruz. Bir defa dahi olsa diğer salonları unutup Salonumuza Davet ediyoruz.
Web Sitelerimizi Ziyaret Edebilirsiniz :

kuşadasımasaj #kuşadasımasajsalonu #kuşadasımasajsalonları #kusadasi #kuşadası #kusadasimasaj #kusadasimasajsalonu #kusadasimasajsalonları #kuşadasımasoz #kuşadasımasöz #kusadasimasoz #kusadasimasöz #kusadasimassage #kusadasimassagehall #kusadasimasseur #kusadasimasaj.net #adamasaj.com #adamasoz.com #aydinmasaj.com #aydınmasaj #aydınmasajsalonu #aydınmasajsalonları #aydınspa #aydınmerkez #aydınmerkezmasaj #specialmassage #familymassage #ailemasaj #kuşadasıhamam #kuşadasıhamammasaj #hamammasaj #masajhamam #masoz #masöz #masaj #masajsalonu #masajsalonları #spa #kese #köpük #relaxmasaj #köpüklümasaj

Deneyimli Masöz ve Masör Kadromuz Uzman Masaj Hizmetleri İle Kuşadası'nda Sizleri Bekliyoruz !
KUŞADASI-MASAJ-SALONU,
KUŞADASI-MASAJ-SALONLARI,
KUŞADASI-MASAJ,
AYDIN-MASAJ,
AYDIN-MASAJ-SALONU,
AYDIN-MASAJ-SALONLARI,
MASAJ-KUŞADASI,
MASAJ-SALONU-KUŞADASI,
MASAJ-SALONLARI-KUŞADASI,
MASAJ-AYDIN,
MASAJ-SALONU-AYDIN,
MASAJ-SALONLARI-AYDIN,
MASAJ,
MASAJ-SALONU,
MASAJ-SALONLARI,
AYDIN-KUŞADASI,
AYDIN-KUŞADASI-MASAJ,
AYDIN-KUŞADASI-MASAJ-SALONU,
AYDIN-KUŞADASI-MASAJ-SALONLARI,
MUHTEŞEM-MASAJ,
SPA-MASAJ,
MASAJ-SPA,
HAMAM,
SAUNA,
HAMAM-MASAJ,
HAMAM-SAUNA,
MASAJ-SAUNA,
SAUNA-SPA,
SPA-MERKEZİ,
SPA-MERKEZLERİ,
AYDIN,
KUŞADASI,
V.İ.P-MASAJ,
VİP-MASAJ,
KİŞİYE-ÖZEL-MASAJ, Kuşadası Masaj Osteopati Amerika’da 1870’li yıllarda Missouri’li bir doktor olan Andrew Taylor Still tarafından geliştirilmiş olan bu doğal terapi yöntemi, bugün Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bilimsel bir tedavi olarak kabul ediliyor. Still, herhangi bir organdaki sorunun, ilk bakışta belli olmasa bile, vücudun bir başka yerine de düzensizlik getirdiğine inanıyordu. Günümüzde bu inanç tüm bütüncül terapilerin esasını oluşturuyor. Örneğin, mide sinirleri ense ve sırttan geçiyor. Bu seviyedeki bir sıkışma kişide hazımsızlık yaratabiliyor. Geleneksel tıpta bu ilişki göz önüne alınmadığı gibi, kişi, tercihi iki değişik doktora gitmek olmadığı halde genelde hazımsızlık için bir doktora, ense ve sırt ağrıları içinse bir başka doktora görünmek durumunda kalıyor. Ancak osteopati, baş, ense, sırt, siyatik, eklemlerde görülen ağrılar, adale sorunları, sporla ilgili yaralanmalarda başvurulması gereken yöntem olduğu gibi, artritik durumlarda, astım, jinekolojik düzensizlikler, kronik yorgunluk, uyku sorunları, hamile kadınların doğuma hazırlanmaları ve forseps yardımıyla doğmuş bebeklerdeki bazı sorunlara yardımcı olabiliyor.
Osteopati Kuşadası masajı hastanın sadece sorunlu organını değil, bütün vücudunu ele alır. Örneğin bir diz incinmesin de osteopati, hastanın bacak, kalça, ayak ve sırtını da inceler ve bu incinmenin vücudun diğer taraflarını nasıl etkilediğine bakar.
Osteopati masajı eklemlerdeki hareket kısıtlılığını düzeltmek, ağrı ve fonksiyonel bozuklukları ortadan kaldırmak amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Osteopati bir iyileştirme sanatıdır.
Eklemler,kaslar ve omurgayı içeren kas ve iskelet sistemindeki rahatsızlıkların teşhis ve tedavisi ile birlikte vücuttaki tüm sistemler dikkate alarak bütüncül bir yaklaşım ile uygulanan bir tedavi yöntemidir.
Kuşadası Masaj Salonları Medikal masaj, hasar görmüş ya da yorgun düşmüş iskelet, kas sistemi ve organların sağlıklı hale dönmesi için uygulanırken, bireylerin yaşam kalitesini arttırmak, hareket kabiliyeti kazandırmak ve psikolojik destek amacıyla da kullanılabilmektedir. Etkileri bilimsel olarak ispatlanmış olan medikal masajın, oldukça geniş bir kullanım alanı bulunmaktadır. Kuşadası masaj salonları
Kusadasi Masaj Salonları Kusadasi Masaj Salonları Medikal Masaj’ın giderilmesinde fayda sağladığı rahatsızlıklardan bazıları:
Eklem hastalıkları Yumuşak doku romatizmaları Bel ve boyun ağrıları Fibrozisler ve tetik noktalar Kas spazmları Hareketsizlik sonucu oluşan kas krampları Omurga sağlığı ve sırt ağrıları Tendinitler (tendonlardaki zayıflık ve incelme) Uykusuzluk Uzun süreli yatak istirahati Tansiyona bağlı baş ağrıları Adele kramplarından sonra Kuşadası Masaj Salonu Fiyatları ve Kuşadası Masaj Salonları Çeşitleri Çin mitolojisinin oluşumuyla birlikte Geleneksel Çin Tıbbı’nın kültürel ilkeleri belirlenmişti. Siyasi, ekonomi ve sosyal hayatın kuralları aynı kavramlar üzerinde kurulmaktaydı. Kaynaklara göre, 4600 yıl öce Çin toplumunda oluşan ziraat yöntemleri bitkilerin tedavi edici gücünü saptamış ve günümüzün Çin bitkisel tedavi yöntemini oluşturmuştur.
Yaklaşık 2000 yıl önce ise, Huang Dİ isimli Sarı İmparator GÇT’nın teorilerini oluşturmuştur. İmparatoru emriyle yazılan kitapta mevsimlerle ilişkisi açıklanarak tedavinin hasta-tabiat ahenginin onarımına yönelik olması gerektiği vurgulanmıştır. Akupuntur ismini taşıyan GÇT’ nın esas tedavi yöntemi , özel tasarlanmış iğnelerle vücudun belli yerlerine etki göstermesiyle sağlanmaktadır.
Kusadasi Masaj Salonu Kusadasi Masaj Salonu Bununla beraber söz konusu etki, iğne yerine parmağın kullanımıyla da yapılmaktadır. Günümüzde iğneye karşı hassas olan yetişkinlerde, çocuklarda veya iğne uygulamasının risk olduğu durumlarda iğne yerine, akupresür masajı uygulanmaktadır. Akupresür masajı duruma göre 3 tip şeklinde yapılır. Bunlar Pasifleştirme , aktifleştirme ve nötrleştirme yöntemleridir.Pasifleştirme yöntemi sırasında üzerindeki basınç saat akrebi yönünde çevrilir. Aktifleşme yöntemi kısa süreli itme. Nötrleştirme yöntemi ismi geçen her iki yöntemin karışımından oluşmaktadır.Masajın basit uygulama şekli olan ovazlama hepimize çocukluktan tanıdık gelmektedir. Ovazlanan bölgede oluşan işlevsel değişimler bireyin rahatlamasını sağlamaktadır. Örneğin, kafatası bölgesinde zihinsel gerginlik giderilirken,karın bögesinde sancılar azalır. Akupresür masaj , birkaç masaj yönteminin var olmasıyla beraber minimum çabayla kendi kendimize yardım etmemizi sağlayabilen bir masaj türü de Geleneksel Çin Tıbbı’nın Akupresür yöntemidir. Kuşadası Masaj
Bu masaj yöntemi, parmak veya kaleme benzer aletle cilde sağlanan ayarlı basınç, şeklinde uygulanmaktadır. Akupresürun doğru uygulanmasıyla baş ağrısı, soğuk algınlığı, yorgunluk, uykusuzluk, bel ağrısı vb., gibi sorunların çözümlenmesinde bireye yardımcı olmak mümkündür. Söz konusu yöntemin, pozitif etkisinin boyutu onun büyük ölçüde doğru uygulanmasına bağlıdır. Doğru uygulanmasının esas koşulları noktanın vücuttaki yerinin tespiti ve o noktaya parmakla uygulanacak basınç özelliğidir.

kuşadası

kuşadasımasaj

kuşadasımasajsalonu

kuşadasımasajsalonları

kuşadasımasöz

kuşadasıevdemasaj

kuşadasımutlusonmasaj

kuşadasıspa

kuşadasıhamam

masaj

masajsalonu

masajsalonları

masajkuşadası

masajsalonukusadasi

kusadasindamasaj

kusadasindamasajsalonu

kusadasihamammasaj

submitted by kusadasimasaj to u/kusadasimasaj [link] [comments]


2020.09.05 04:26 Able-Research-6128 IMDb Puanına Göre Filmlerin Sıralaması

IMDb Puanına Göre Filmlerin Sıralaması
Günümüzde özellikle bir filmin çok beğenildiğinin göstergesi olarak ön plana çıkan IMDB Puanı, kullanıcıların kıstası olarak ön plana çıkar. IMDB puanına göre sıralanan tüm filmler kullanıcıların beğenisine sunulur. Kullanıcılar günümüzde artık platformlar yerine internet siteleri üzerinden filmleri izleyebilmektedir. Bunun için film izleme sitesinde IMDB puanına göre sıralanan filmler yer almaktadır. 2020 yılında veya kült yapımların sıralandığı bu listede kullanıcılar en iddialı puana sahip yapımları kaliteli bir şekilde izleyebilmektedir. Bunun için kullanıcılar site üzerinde yer alan IMDB film izle bölümünden istediği filmlerin sıralamasını görebilir. IMDB film izle bölümünde kullanıcıların karşısına çıkan filmler genellikle ses getirmiş filmlerden olur. IMDB film izle denilince akıllara ilk olarak Esaretin Bedeli filmi gelir. Bir çeşit Hapishane konulu bir film olan bu film birçok kullanıcı tarafından ilgiyle izlenmiş ve puanlanmıştır. Günümüzde Esaretin Bedeli filmi 9,3 puanla kullanıcıların karşısına çıkar. Halen popüler olan bu film kullanıcılar tarafından ilgiyle izlenmektedir.
2020 Yılında Ses Getiren Filmler
Film izleme sitelerinde kullanıcılara ücretsiz olarak sunulan özellikler sayesinde birçok kişi kaliteli çözünürlükte ve Türkçe dublaj desteğiyle istediği filmleri gönül rahatlığıyla izleyebilmektedir. Günümüzde özellikle 2020 yılında ses getiren birçok film bulunmaktadır. Bu filmlerin başında Parasite, Joker ve Jojo Rabbit gibi filmler gelmektedir. Özellikle Oscar dalında neredeyse ödülleri silip süpüren Parasite filmi birçok kullanıcı tarafından ilgiyle izlenen ve beğenilen yapımlar arasındadır. Kullanıcılar 2020 yılında ses getiren filmleri izlemek için yapması gereken tek şey internet siteleri üzerinden aradığı filmi aratmak veya listelemektir. 1080p çözünürlükte ve dublaj desteğiyle filmi izlemek günümüzde internet siteleri üzerinden ücretsizdir. Birçok platform üzerinden halen ücretli olarak hizmet verilse de kullanıcılar ücretsiz olarak sunulan hizmetleri tercih etmektedir. Özellikle yeni çıkan filmler çok kısa süre içerisinde internet sitelerine eklenmesi kullanıcıları bu tarz sitelere yönlendirmektedir. Film izleme sitelerinin bu avantajlı fırsatları ve kaliteli hizmetinden faydalanan kullanıcılar film hakkında yorum yapabiliyor ve insanlarla etkileşime girebilmektedir. Bu nedenle internet siteleri üzerinden film izlemek kullanıcılara cazip gelmektedir.
Kadınların yalnızca kocasını mutlu edip çocuk doğurmak için var olduğunun düşünüldüğü bir çağda Mulan, seçenekleri konusunda pek mutlu değildir. Çin İmparatoru, her bir ailenin bir erkeğinin, ülkeyi Kuzey istilacılarına karşı korumak için İmparatorluk Ordusunda görev yapması gerektiğine dair bir karar verdiğinde, onurlu bir savaşçının en büyük kızı Hua Mulan, hasta olan babasının sağlığı için korktuğundan, onun yerine erkek kılığına girerek savaşa katılıyor. Hua Jun isimli bir erkek olarak orduya katılan Mulan, her adımında içindeki güçten faydalanması ve gerçek potansiyelini benimsemesi gereken zorlu bir mücadeleye girişiyor. Savaştaki yetenekleriyle ön plana çıkan genç kadın, bu süreçte komutanına da aşık oluyor. Bu, onu onurlu bir savaşçıya dönüştürecek, minnettar bir ulusun ve gururlu bir babanın saygısını kazandıracak olan destansı bir yolculuk.
Mulan izle, Film izle, Online Film izle, Yabancı Dizi izle
submitted by Able-Research-6128 to imdbfilmizle [link] [comments]


2020.08.28 17:25 Arnoldcivardagezer00 Çeşitli inanışlara göre cennet tanımları!

eski mısır inanışına göre bu inanışa göre ruh, kalbin içinde bulunurdu. bir insan öldükten sonra duat isimli diyarda insanların kalbi tartıya koyulurdu ve bir tüye karşı tartılırdı. ruhu tartıyı eşitleyenler aaru isimli yere doğru uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkarlardı. aaru’ya ulaşan insanların burada sonsuza kadar keyif içinde yaşayacağına inanılırdı. kalbi tartıda eşitlenmeyenler ve ömrünü kötülük yaparak geçirmiş olanlarsa ammit isimli iblisin dişlerine düşerlerdi. ammit’in dişlerine düşenler aaru’ya asla gidemez, sonsuza kadar dinlenmeden duat’ta kalmaya mahkum olurlardı.
aaru’ya gidebilecek nitelikte olan ruhlar uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkarlardı. aaru’ya ulaştıklarında birkaç kapıdan geçerlerdi. bu kapıların sayısı bazı yerlerde 15, bazı yerlerde 21 olarak belirtilmiştir. aaru, osiris ’in yaşadığı yer olarak bilinmektedir. aaru’dan söz edilirken genellikle güneşin doğduğu yönde, yani doğuda olduğu söylenirdi. aaru’da sonsuz sazlık alan olduğu ve aynı nil deltası na benzediği söylenirdi. burasının avcılık ve çiftçilik için mükemmel bir yer olduğu ve hayatı boyunca iyilik yapmış olanların sonsuza kadar burada bulunacağı söylenirdi.
hitit inanışına göre bu inanışa göre cennet, tanrı’nın bulunduğu yerdir. arkeolojik buluşlara göre alalu , cennette 9 yıl hükümdarlık yapmıştır. daha sonra oğlu anu doğmuş ve hükümdarlığı o almıştır. anu ise daha sonra kendi oğlu kumarbi tarafından tahtından devrilmiştir. bahailik inanışına göre
bu inanışa göre cennet sembolik bir yerdir. bu inanışa göre tanrı’ya yakın olmak cennet, tanrı’dan uzak olmak ise cehennemdir. bahailik inanışına göre, bulunduğumuz fiziksel boyutta ölüm sonrası ruhun durumunu anlamak mümkün değildir. ancak ölümden sonra ruh bilincini ve kişiliğini kaybetmeyecek, fiziksel yaşamını hatırlayacak, diğer ruhları tanıyarak onlarla iletişime geçebilecektir.
bahailik inanışına göre ölümden sonra ruhların arasında hiyerarşi bulunmaktadır ve her ruh kendi erdemine göre hiyerarşik bir konumda bulunur. düşük hiyerarşide bulunanlar, üst hiyerarşidekilerin durumunu tam olarak anlayamazlar. ölümden sonra ruhların ilerleme kat etmesi mümkündür ancak bu sadece ruhların kendi bilinçleriyle olmaz. farkında olmadığımız etkenler, tanrı’nın erdemi, başkalarının duası ve yaşayanların o ruh için yaptığı iyilikler de ruhun gelişmesinde etkilidir.
budizm inanışına göre bu inanışa göre birden fazla cennet bulunmaktadır ve hepsi samsara ’nın bir parçasıdır. hayatı boyunca iyi karma ’sı olanlar bu cennetlerden birisinde tekrar doğabilir ancak bu cennetlerde sonsuza kadar kalmayacaklardır. bir süre sonra karma’larının tamamını kullanacaklar ve başka bir diyarda insan, hayvan veya başka bir varlık olarak tekrar doğacaklardır. cennet, samsara’nın geçici bir kısmıdır ve budistler tekrar doğma döngüsünden kaçıp nirvana ’ya ulaşmaya odaklanırlar. nirvana bir cennet değildir, akli bir durumdur. budizm inancına göre evren kalıcı değildir ve evrendeki varlıklar, var olan başka evrenlere giderler. yaşadığımız evrense, bu evrenlerden sadece birisidir.
mayahana görüşüne göre bu inanışa göre var olan evrenlerden birisinde buda ’lar tarafından oluşturulan saf topraklar bulunur. saf topraklar da doğan birisi buda’lık mertebesine eriştiğini anlar. saf topraklarda bir kez doğan kişi, bir daha asla başka evrenlerde doğmazlar ancak kendi istekleriyle, başkalarını kurtarmak için başka diyarlarda doğmayı seçebilirler. budizm inancında birçok diyar bulunur ve bunların her birinin arasında çeşitli farklar vardır.
brahmaloka: buranın yerlilerine brahma’lar denilir ve hükümdarları mahabrahma’dır. kral makhadeva, keşiş tissa ve brahmana janussoni burada tekrar doğmuştur. bir keşişin nirvana’ya ulaşmadan önceki adımı brahmaloka’da doğmaktır. yaşam süresi belirtilmemiştir ancak sonsuz değildir.
kamavacaraloka: yaşam süresi belirtilmemiştir ancak sonsuz değildir.
catummaharaja: buraya bazı krallar çocuk yaşlarında gelmişlerdir. bazı inanışlara göre 15. günde buranın tanrıları dünyayı gözetler ve insanların annelerine, babalarına, samanalara ve barhmanalara saygı göstermelerini izlerler. bimbisara ve payasi burada tekrar doğmuştur. burada yaşayanların ortalama 9,216,000,000 yıldır.
nimmanarati: burada yaşayanların ortalama ömrü 2,284,000,000 yıldır.
paranimmitavasavatti: burada yaşayanların ortalama ömrü 9,216,000,000 yıldır.
tavatimsa: buranın hükümdarı indra ve shakra’dır. burada yaşayanlar birbirlerine “marisa” lakabıyla hitap ederler. komutan ajita burada tekrar doğmuştur. sakyan kızı gopika ise erkek olarak burada tekrar doğmuştur. burada yaşayanların ortalama ömrü 36,000,000 yıldır.
tusita: anathapindika burada doğmuştur. burada yaşayanların ortalama ömrü 576,000,000 yıldır.
yama: burada yaşayanların ortalama ömrü 1,444,000,000 yıldır.
tibet budizminde 5 büyük cennet bulunur. bunlar akanishtha veya ghanavyiiha’dır. burası en yüce cennettir ve içinde bulunanlar sonsuza kadar nirvanaya ulaşırlar.
jinas isminde bir cennet daha vardır.
biçimsiz ruhların bulunduğu bir cennet daha vardır ve burası dörde ayrılır.
brahmaloka, toplamda 16 cennetten oluşur ve içinde nefsi şeyler barındırmaz.
devaloka toplamda 6 cennetten oluşur ve içinde nefsi şeyler barındırır.
çin inanışına göre bu inanışa göre cennetin ismi tian ’dır. tian’dan bütün insanlar görünür, duyulur ve yaptıkları bilinir. tian, insanların yaptıklarından etkilenir ve bir kişiliğe sahiptir, insanlara sinirlenebilir veya sevinebilir. tian, kendisini hoşnut edenleri kutsar, kendisine karşı gelenlere afet gönderir. bütün ruhların gittiği ve tanrı’ların bulunduğu yer tian’dır ve confucius “tian’a karşı gelenlerin bağışlanması için dua edebileceği kimse yoktur” der. diğer bir inanışa göre tian ilahi bir hükümdardır. mozi ’nin inanışına göre ruhlar ve tanrı’lar vardır ancak onların varlıkları tian’ı büyük ölçüde etkilemez, kötüleri cezalandırmaz. yani bir anlamda ruhlar, cennetteki meleklere benzerler ve kendilerinden daha üst mevkilerden emir gelmedikçe bir şey yapamazlar. mohizm inancına göre evrensel sevgi vardır ve cennet tüm insanları eşit seviyede sever. bu sebeple tüm insanlar da birbirlerini ayrım yapmadan eşit ölçüde sevmelidir.
hristiyan inanışına göre bu inanışa göre cennet, tanrı’nın tahtının bulunduğu ve kutsal meleklerin olduğu yerdir. hristiyanlık inanışına göre insanlar öldükten sonra cennete giderler ancak burada geçici olarak kalırlar. aziz ler dünyaya dönüp yeni dünya yı kurduktan sonra ölüler tekrar canlanacaktır. peygamber isa tekrar doğduktan sonra kendisinin cennete gittiğini ve burada tanrı’nın sağ elinde oturduğunu, dünyaya ikinci kez geldiğini söylemiştir. hayattayken cennete giden başka insanlar da vardır, enoş ve ilyas peygamberler gibi. bazı inanışlara göre isa’nın annesi meryem de cennete gitmiştir ve kendisine cennetin kraliçesi denilmiştir.
hristiyan yazılarında “ cennet krallığı ” tanımlaması birçok yerde geçmektedir ve inanışa göre mikail ve melekleri, şeytan ve meleklerine karşı cennette bir savaş yapmışlardır. bu savaştan sonra şeytan ve melekleri yer yüzüne gönderilmiştir.
cennetin yeri tam olarak hristiyan yazılarında belirtilmemiş olsa da, yunan yazılarında gök yüzünü göstermektedir. hristiyan inanışına göre insanlar ilk günah sebebiyle günahkar olarak doğarlar ve ömürleri boyunca bu günahın bağışlanması için tanrı’nın istediklerini yapmaları gerekmektedir.
hindu inanışına göre bu inanışa göre cennet ulaşılması istenen en son yer değildir çünkü cennet geçicidir ve fiziksel bedene bağlıdır. cennet kusursuz değildir ve nefsi yaşamın başka bir boyutudur. hindu inanışına göre bu diyarın ötesinde başka diyarlar bulunur. bhuva loka ve swarga loka. bunlar genel olarak hindu inanışında ulaşılması istenen yerlerin isimleridir. mahar loka, jana loka, tapa loka ve satya loka isminde başka diyarlar da bulunmaktadır. hindu inanışına göre insanlar öldükten sonra tekrar doğarlar ve bir önceki yaşamındaki karmaları, yeni hayatlarını belirler. yeniden doğma döngüsünün bozulması jivatma tarafından kendi farkındalığının oluşmasıyla bozulur. bu kendi farkındalığıa moksha denilir. moksha, hinduizme özel bir tabirdir. moksha yeniden doğma döngüsünden kurtulmaya ve brahman ile son kez birleşmeye denilir.
vaishnava geleneklerine göre en yüce cennet vaikuntha’dır ve burası diğer altı cennetin diyarının üzerinde bulunur. burada özgür ruhlar sonsuza kadar yaşarlar ve yüce güzelliğin tadını çıkarırlar.
islam inancına göre bu inanışa göre cennet, tanrı’nın istediklerini yerine getirenlerin öldükten sonra gidecekleri yerdir. islam inancında ilk günah yoktur, bu sebeple insanlar günahsız olarak doğarlar, çocuklar öldüklerinde cennete giderler. islam inancında cennet, tüm isteklerin anında karşılandığı yer olarak belirtilir. cennette sonsuz bir yaşam vardır ve herkes mutludur, kötü bir duygu yoktur. eğer kişinin günahları az ise cennete girecektir ve burada ailesi, çocukları ve diğer tüm sevdikleriyle bir araya gelecektir. ancak eğer kişinin günahları fazlaysa cehenneme gidecektir. cennetin 7 katı bulunmaktadır ve en üst kattaki evler melekler tarafından yapılmıştır, evlerde oturanlar saf altın kullanırlar. bununla birlikte en alt seviyedeki cennet, dünyadaki hayattan 100 kat daha iyidir.
musevilik inancına göre cennet tanımı hristiyan ve islam inancında geçmekteyken, musevilik inancında çok fazla geçmez. tanah , ölümden sonrasıyla ilgili fazla bilgi vermez ancak yahudiler zaman içerisinde ölümden sonrasıyla ilgili iki farklı düşünceyi benimsemişlerdir. birincisinin yunan inancından geçtiği düşünülen ölümsüz ruhun yaratıcının yanına gideceğidir. diğer inanış ise fars inancından geçtiği düşünülen ölülerin tekrar canlanacağıdır. bununla birlikte musevilik inancında ilk insanların cennete benzer bir yerde yaşadıkları söylenir. bu yerin ismi eden bahçesi ’dir ve günümüzde büyük bölümünün suriye topraklarında kaldığı düşünülür. dört nehrin ortasında kalır ve bu nehirlerden birisi fırat , diğeri dicle ’dir. diğer iki nehirin adı tanah’ta yazsa da, günümüzde o nehirlerin kuruduğu düşünülmektedir.
aztek, toltek ve bölgede yaşayan diğer halkların inanışlarına göre cennet 13 farklı kat olarak kurulmuştur. her katın farklı hükümdarları vardır. bu 13 cennetin hepsinin hükümdarı ometeotl’dır. erkek olarak ometecuhtli, dişi olarak omecihuatl ismini alır.
eski iskandinav mitolojisine göre insanlar öldükten sonra iki yere giderlerdi. bu gittikleri yerden birisi hel , diğeri ise valhalla ’dır. eğer bir kişi savaşçı değilse, hastalıktan veya yaşlılıktan ölmüşse, onursuz bir hayat yaşamışsa hel’e giderdi. onursuz yaşayarak hel’e gidenler burada huzur bulamaz, yemek ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılayamazlardı. ancak hastalıktan veya yaşlılıktan ölerek hel’e gidenlerin istekleri karşılanırdı. savaştayken ölenlerin ruhları bedenlerinden ayrılırdı. savaş alanına gelen dişi bakire meleğe benzeyen varlıklar olan valkür ler, bu savaşçıların ruhlarını valhalla’ya taşırdı. valhalla’ya giden savaşçılar burada odin ile karşılaşırlardı. valhalla, sonsuz ziyafetlerin olduğu ve insanların gün boyunca savaştığı bir diyardır. ancak valhalla’daki yaşam sonsuza kadar sürmeyecektir. odin, ragnarök günü bir savaşa katılacaktır ve bu savaşta yenilerek ölecektir. odin bu savaşın sonucunu bilse de, savaşmadan pes etmek istemediği için kendisine savaşçılar yetiştirmektedir. valhalla’ya gelen savaşçılar da ragnarök günü odin ile birlikte öleceklerdir.
submitted by Arnoldcivardagezer00 to KGBTR [link] [comments]


2020.08.19 15:53 vajina_katili Anladım ki sadece yüz önemli değilmiş

Evet bir araba düşünün bu arabanın tekerlikleri olmazsa bir boka yaramaz dimi ?
Chad olmamız içinde bütün herşeyimizle mükemmel olmalıyız.
Bunlar nedir ?
Öncelikle saç kesimi , kafa tipinize göre en çok yakışan modeli yapmak.
(En önemlilerinden bir tanesi ) Fizik eğer ki obez veya çok cılızsanız karşı cins etkilenmiyor bu %100 kanıtlanmış bişey artık
Yani demek istediğim fit bir vücuttan bahsediyorum yani boyunuz ile kilonuz normal bir görünümde olmalı ne çok kilo ne çok zayıf tam ortası olucak bunun içinde uğraşacaksınız. Boyun 1.70 de olsa eğer ki fit gözüküyorsan her türlü bir am sikersin. Yeter ki fit bir vücudun olsun fit dediğim de öyle kas falan değil yani düzgün hafif kalın vücud . İnce kollu erkekleri hiç sevmez kızlar.
3.olarak Yürüşün ve duruşun . Yolda yürürken asil yürüyeceksin tabi öyle kolunu falan sallayarak değil , boynun eğik değil , dik durucaksın karşına çıkanı yutacak gibi cesurmuş gibi yürüyeceksin
4.olarakta yüzünü 2-3 günde bir sabun ile yıkacaksın cildi güzelleştirir.
5.olarak eğer bu dediklerimin hepsini yapıp bir şey elde edemiyorsanız ( tabiki öyle bişey imkansız elbet bulursunuz) Diyelim ki o kadar da şanssızsınız . Başka ülkeye şansını taşıyacaksın mesela bir rus kızına türk erkeği çok güzel gelirken bir çinli erkek ona güzel gelmez diyelim ( örnek verdim anlayın diye) Yani elbet dünyada 3.5 milyara yakın kız varken elbet sizi beğenecek biri çıkacaktır.Başka ülkelere taşınacaksın orda da şansın yaver gitmezse aga o kadar da olmaz yani o kadar da imkansız değildir.
submitted by vajina_katili to turkincel [link] [comments]


2020.07.31 16:29 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11
https://preview.redd.it/bkq1v2rcd7e51.png?width=640&format=png&auto=webp&s=ae8b2d43ce820e78b0d7e427e4fa97d04b77f937

Marksizm 6

Dönemimizin tarihi açısından, Pierre Joseph Proudhon’un 1848 yılı Fransız Şubat Devrimi sonrasında kendi halkına adalet ve özgürlük toplumu kurmak için ne yapması gerektiğini anlattığı zaman hatırlanmaya değer bir andı. Proudhon, hala, bütün yönleriyle, zamanının tüm devrimci yoldaşları gibi, 1789’da haricen patlak vermiş ve o zamanlar hissedildiği üzere karşı devrim ve müteakip hükümetler tarafından daha başından bastırılmış olan devrim geleneğinde yaşıyordu. Proudhon dedi ki: Devrim feodalizme son verdi. Feodalizmin yerini yeni bir şeyler almalıydı. Feodalizm, Devletin ekonomi alanındaki bir düzeniydi, bağlılıkları açıkça ifade edilmiş askeri bir sistemdi. Özgürlükler yüzyıllar boyu feodalizmin altını oymuştu; sivil özgürlükler giderek daha fazla zemin kazanmıştı. Fakat bunlar, eski düzeni ve güvenliği de, eski birlikleri ve cemiyetleri de tahrip etmişti. Birkaç insan yeni özgürlük ve hareketlilik sayesinde zengin olurken, kitleler zorluğa ve güvencesizliğe maruz kalmışlardı. Hem herkes için özgürlüğü koruyup, genişletip ve yaratıp hem de güvenliği, mülk ve yaşam koşullarının büyük eşitlenişini, yeni düzeni nasıl gerçekleştirebiliriz?
Proudhon, devrimin, militarizme yani hükümete son verip vermeyeceğini; görevinin politikayı toplumsal yaşamla, politik merkeziyetçiliği ekonomik çıkarların doğrudan birliğiyle, insanlara hükmeden değil işle ilgilenen bir ekonomik merkezle ikame etmek olup olmadığını devrimcilerin henüz bilmediğini söyler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon diyor ki, siz Fransızlar, küçük ve orta ölçekli çiftçilersiniz, küçük ve orta ölçekli esnafsınız; tarımda, sanayide, ulaşımda ve iletişimde faalsiniz. Şu ana kadar bir araya gelmek ve birbirinizden korunmak için krallara ve onların memurlarına ihtiyaç duydunuz. 1793’te devletin kralını lağvettiniz ancak ekonominin kralını, altını elde tuttunuz. Böylelikle ülkede bela, düzensizlik ve gelecek kaygısı bıraktığınız için kralların ve memurlarının ve orduların geri dönmesine izin vermek zorunda kaldınız. Otoriter aracıları defedin. Parazitleri ortadan kaldırın. Çıkarlarınızın dolaysız birliğinden emin olun. O zaman feodalizm ve devletin varisi olan bir topluma sahip olacaksınız.
Altın nedir? Sermaye nedir? Bu, bir ayakkabı, masa ya da ev gibi bir şey değildir. Bir şey değildir, gerçek bir şey değildir. Altın, ilişki için bir işarettir. Sermaye insanlar arasında ilişki olarak ileri geri giden bir şeydir. İnsanlar arasında bir şeydir. Sermaye itibardır; itibar, çıkarların karşılıklılığıdır. Şu anda devrim içindesiniz. Devrim – heves, güven ruhu, eşitlenme coşkusu, bütün için gayret arzusu – sizin başınıza geldi, sizin aranızda oluştu: kendiniz için doğrudan karşılıklılık yaratın. Hiçbir parazit, vampir-benzeri aracı olmadan kendi çalışmanızın üretimi ile birbirinize gittiğiniz bir kurum tesis edin. O zaman hiçbir vasi otoriteye ne de en yeni beceriksizlerin, Komünistlerin, bahsettiği siyasi hükümetin mutlak iktidarının ekonomik yaşama aktarılmasına ihtiyaç duymayacaksınız. Görev şudur: ekonomik ve kamusal yaşamda özgürlüğü öne sürmek ve yaratmak ve zorluğun, güvenliksizliğin, eşyanın sahipliği değil de insan ve köle-sahipliğinin hâkimiyeti olan mülkiyetin ve tefecilik olan faizin lağvedilmesi için eşitlenmeden emin olmak. Bir takas bankası yaratın!
Takas bankası nedir? Özgürlük ve eşitlik için dışsal bir biçimden, objektif bir kurumdan başka bir şey değildir. Kim faydalı bir işle uğraşıyorsa – çiftçi, esnaf, işçiler birliği – hepsi, basitçe, çalışmaya devam etmelidir. İşin örgütlenmeye, diğer bir deyişle otoriteler tarafından emredilmesine ya da millileştirilmesine ihtiyacı yoktur. Halkın ihtiyaç duyduğu her şeyin üretimi sırasında marangoz mobilya yapar; ayakkabıcı çizme yapar; fırıncı ekmek pişirir vs. Marangozsun, ekmeğin mi yok? Elbette ki fırıncıya gidip fırıncının ihtiyacı olmayan sandalye ve dolabı teklif edemezsin. Takas banka git ve siparişlerini ve ürünlerini evrensel geçerli çeke dönüştür. Proleterler, ücret için çalışmak üzere müteşebbise bundan böyle gitmek istemiyor musunuz? Bağımsız olmak mı istiyorsunuz? Fakat ne atölyeniz, ne aletleriniz ne de yiyeceğiniz mi var? Bekleyemiyorsunuz ve kendinizi hemen mi kiralamanız gerekiyor? Lakin müşterileriniz mi yok? Diğer proleterler, siz proleterler, hepiniz, sömürücü simsarların aracılığı olmadan ürünlerinizi birbirinizden satın almak istemez misiniz? Sonra kendi alım-satımlarınızdan emin olun, siz ahmaklar! Müşteri muteberdir. Müşteri bugün adlandırıldığı üzere paradır. Sıralama her zaman yoksulluk-kölelik-iş-ürün şeklinde olmak zorunda değil midir? Karşılıklılık, eşyanın yönünü değiştirir. Karşılıklılık doğanın düzenini yeniden sağlar. Karşılıklılık paranın kurallarını kaldırır. Karşılıklılık birincildir: çalışmak ve ihtiyaçlarını karşılamak isteyen tüm insanlara imkân veren, insanlar arasındaki ruhtur.
Proudhon, hiç suçlu aramayın, herkes suçludur, diyor. Bazıları köleleştirir ve diğerleri en temel ihtiyaçları alıp götürür ya da en az ihtiyacı geride bırakır yahut acenta ve denetmenler olarak köleleştiren efendilere hizmet eder. İntikam ruhu, öfke ya da yıkıcılıktan meydana gelmeyecektir, yeni toplum. Yıkım, yapıcı bir ruh ile gerçekleştirilmelidir. Devrim ve muhafaza etme birbirini dışlamaz.
Eski Romalıları taklit etmekten vazgeçin. Jakobit[1] diktatörlük rolünü geçmişte oynadı fakat tribünlerin büyük tiyatroları ile güzel davranışlar sizin toplumunuzu yaratmaz. Gerçek hayatta yürütülmelidir. Faydalı nesneleri yeterli miktarda yaparsınız; faydalı şeyleri adil dağılım ile tüketmek istersiniz; o halde doğru bir biçimde takas etmelisiniz.
Çalışma ile yaratılmamış şeyin, der Proudhon, değeri yoktur; işçiler kapitalistlerin üstünlüğünü yaratmıştır ve siz yarattığınız değerleri saklayıp kullanamazsınız çünkü siz yalıtılan ve mal sahiplerinin servetini artıran ve böylelikle onlara köleler ve mülk üzerinde iktidar sağlayan mülksüz insanlarsınız. Fakat bu durumda o, sadece imtiyazlının elindeki birikmiş malın mevcut stoklarına bakmanın ve de bunları sadece siyaset ya da şiddet yoluyla onlardan almayı düşünmenin ne kadar çocukça olduğunu söyleyebilir. İşçiler tarafından yaratılan değer her zaman değişir, her zaman dolaşımdadır. Bugün değer, kapitalistten tüketici olarak işçi aracılığıyla kapitaliste geri döner; değer, kapitalistten tüketici işçilere gitsin fakat onlardan tekrar kapitalistlere değil, aynı işçilerin, üreten işçilerin ellerine dönsün diye kendinizin karşılıklı davranış biçimini dönüştürerek yeni kurumlar tesis edin.
Proudhon tüm bunları, benzersiz bir güçle, ciddiyet ve coşkunluğun, tutkunun ve objektifliğin büyük bileşimi ile kendi halkına söylemişti. Proudhon, devrim, çözülme, geçiş ve kapsayıcı ve temel önlemler olasılığı anında yeni toplumu yaratacak, hükümetin son yasası olacak ve hükümeti söylendiği gibi geçici hükümet yapacak bireysel adımları ve kararları önermişti.
Ses oradaydı fakat dinleyiciler yoktu. Doğru zaman oradaydı fakat geçip gitti ve şimdiyse sonsuza dek yok oldu.
Proudhon biz sosyalistlerin yeniden keşfettiği şeyi; sosyalizmin her zaman mümkün ve her zaman imkânsız olduğunu biliyordu. Sosyalizm, doğru insanlar onu istediğinde diğer bir deyişle onu eyleme koyduğunda mümkündür ve insanlar onu istemediğinde ya da sözüm ona onu isteyip ona göre harekete geçemediğinde imkânsızdır. O yüzden bu adamın sesi duyulmadı. İnsanlar onun yerine incelediğimiz ve reddettiğimiz yanlış bilimi sunan, sosyalizmin kapitalist büyük sanayinin doruk noktası olduğu ve çok az kapitalistin şimdiden neredeyse sosyalist olmuş kurumların özel mülkiyetine sahip olduğunda geldiğini, böylelikle birleşmiş proleter kitlelerin özel mülkiyeti toplumsal mülkiyete geçirmesinin kolay olacağını öğreten bir başka sesi duydu.
Sentez adamı Pierre Joseph Proudhon yerine, analiz adamı Karl Marx duyulmuş ve dolayısıyla çözülme, çürüme ve çöküşün devam etmesine izin verilmişti.
Analiz adamı Marx, kendi kelime haznesinde hapsedilen sabit, katı kavramlarla çalıştı. Bu kavramlarla Marx, gelişim yasasını açıklamak ve adeta zorla kabul ettirmek istedi.
Sentez adamı Proudhon kapalı kavramsal kelimelerin yalnızca daimi devinim için sembol teşkil ettiklerini bize öğretti. Kavramları akan devamlılık içerisinde eritti.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon, şey-kelimeleriyle ilgili hiçbir sorunu çözmeyi istememiş; hareketleri belirleyen kapalı şeyler ve ilişkiler, apaçık bir varlık, oluş, kaba görünürlük, görünmez değişim yerine ve son olarak – en olgun yazılarında – toplumsal ekonomiyi psikolojiye dönüştürmüştür. Öte yandan psikolojiyi de kaba bireysel psikolojiden – ki bireyden yalıtılmış bir şey çıkarır – insanı bir dizi sonsuz, bölünmez ve ifade edilemez oluş şeklinde tasavvur eden toplumsal psikolojiye dönüştürmüştür. Bu bakımdan Proudhonizm diye bir şey yoktur, sadece Proudhon vardır. O halde Proudhon’un belli bir an için hakikatle ilgili söyledikleri, şeylerin on yıllardır devam etmesine izin verildiği günümüzde, artık uygulanamaz. Geçerli olan yalnızca Proudhon’un düşüncelerinde baki olandır; kendisine ya da geçmiş herhangi bir tarihsel ana körü körüne dönmek için hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.
Marksistlerin Proudhon hakkında söyledikleri, yani onun sosyalizminin küçük burjuva ve küçük çiftçi sosyalizmi olduğu, bizim de tekrar etmemize izin verin, tamamen doğrudur ve onun en yüksek unvanıdır. Onun sosyalizmi, diğer bir ifadeyle, 1848 ila 1851 arası sosyalizmi, Fransız halkının 1848 ila 1851 arası sosyalizmidir. O anda mümkün ve gerekli olan sosyalizm idi. Proudhon, bir Ütopyacı ya da bir peygamber değildi; bir Fourer de değildi, Marx da. Eylem ve kavrama adamı idi.
Burada açıkça 1848-1851 yıllarının adamı olan Proudhon’dan bahsediyoruz. Bu adam şöyle söylemişti ve yaşadığı çağ onun böyle söylemesi için teşekkül etmişti: “Siz devrimciler, eğer bunu yaparsanız, büyük dönüşümü başaracaksınız.”
1848 yılının adamından olduğu kadar öğrenecek şeyimiz olan sonraki yılların adamı, devrimden sonra söylediği devrimci konuşmaları, beyhude melodramatik ya da pornografik bir öz-taklit ile tekrar etmeyi istemedi. Her şeyin kendi zamanı vardı ve devrim sonrasındaki her an, geçmişin büyük anında yaşamları durmamış herkes için devrim öncesi zamandı. Proudhon, aldığı pek çok yaradan kaynaklı kanamaya rağmen yaşamaya devam etti. O zaman şunu sordu kendisine: “Ben, eğer yaparsanız dedim; fakat neden yapmadılar?” Cevabını buldu ve sonraki çalışmalarında bu cevabı yazdı. Bu cevabın bizim dilimizdeki karşılığı şudur: “Çünkü ruh yoktu.”
Ruh, o zaman da yoktu ve 60 yıldır da yok ve hiç olmadığı kadar derine batıp kayboldu. Şu ana kadar gösterdiğimiz her şey bir cümle ile özetlenebilir: Tarihte öngörülen sözüm ona doğru anı beklemek bu hedefi daha da uzak bir tarihe ertelemiş ve bulanık bir karanlığa itmiştir; ilerlemeye ve gelişmeye duyulan güven gerilemenin adı idi ve bu “gelişme” dış ve iç koşulları yozlaşmaya daha da çok adapte etti ve büyük değişimi hiç olmadığı kadar uzak kıldı. Marksistler, insanlar kendilerine inandığı sürece “Henüz zamanı değil!” derken haklı olacaklar ve asla daha az değil, her zaman daha fazla haklı olacaklar. Bir deyişin, bu deyiş söylendiği ve çabucak duyulduğu için doğru olduğunu söylemek yaşamış ve meydana gelmiş en korkutucu çılgınlık değil midir? Ve herkesin oluşu, sanki nihai, tamamlanmış bir oluşmuş gibi ifade etme girişiminin, insanların zihinlerinde bunun güç kazanması halinde biçim ve yaratıcılığın güçlerini eninde sonunda zayıflatmak zorunda olduğunun farkına varması gerekmez mi?
Marksizme yılmadan saldırmamızın sebebi budur. Bu yüzden işin peşini bırakamayız ve ondan tüm kalbimizle nefret etmeliyiz. Marksizm bir tarif ve bilim değildir. Öyleymiş gibi davranmaktadır; fakat acizliğe yadsıyıcı, yıkıcı ve sakatlayıcı bir çağrı, irade eksikliği, teslimiyet ve kayıtsızlıktır. Sosyal Demokrasi’nin detaylar üzerinde arı-gibi çalışması – laf arasında söyleyelim Sosyal Demokrasi, Marksizm değildir – bu yetersizlik onun yalnızca öteki yüzüdür ve yalnızca sosyalizmin orada olmadığını ifade eder zira sosyalizm küçük ve büyük meselelerde bütünü hedefler. Bu tür bir detaylı olmayan çalışma sadece kasırgadaki bir kuru yaprak gibi mevcut anlamsızlığın döngüsünde, sadece pratiğe geçirilen, sürüklenişi reddedilecektir.
Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler. Marksistler, Hegel tarzında bir ilerlemeye inanırken, revizyonistler Darwin tarzı bir evrimin taraftarıdırlar. Artık felakete ve aniden oluşlara inanmıyorlar; kapitalizmin ani bir devrim ile sosyalizme dönüşmeyeceğine fakat tedricen daha katlanılabilir bir biçim alacağına inanıyorlar.
Bunlardan bir kaçı sosyalist olmadıklarını kabul etmeyi tercih edebilir ve parlamentarizme ve parti politikalarına, oy toplamaya ve monarşizme adaptasyonlarında şaşırtıcı bir biçimde başarılı olabilirler. Diğerleri ise kendilerini hala tümüyle sosyalist olarak görebilir. Bunlar, işçilerin özel durumlarında, sözde endüstriyel anayasalcılık sayesinde işçilerin üretimdeki payında ve tüm ülkelerde demokratik kurumların genişlemesi sayesinde kamusal ve yasal koşullarda daimi, yavaş ve fakat durmayan bir iyileşme gördüklerine inanırlar. Hem kabul ettikleri hem de kısmen sebep oldukları Marksist doktrinin başarısızlığı üzerinden kapitalizmin hâlihazırda sosyalizm yolu üzerinde bulunduğunu ve bu gelişmeyi enerjik bir biçimde teşvik etmenin de sosyalistlerin görevi olduğu sonucunu çıkarırlar. Bu görüşleriyle, Marksizm’in ilk başta söylediği şeyin çok da uzağında düşmezler. Sözüm ona radikaller de her zaman aynı yol üzerindeydiler ve sadece bu görüşün devrimcilikle kırbaçlanmış ve bir araya gelmiş seçmen kitlelerine söylenmemesi dileğine sahiptirler.
Marksistlerin revizyonistlerle olan gerçek ilişkisi şu şekildedir: Marx’ın ve onun en iyi havarilerinin aklında, koşullarımızın tamamı kendi tarihsel bağlamları içerisinde yer aldığı ve bunların genel kavramlar altında toplumsal yaşamımızın detaylarını düzenlemeye çalıştığı vardır. Revizyonistler, yerleşik genellemelerin yeni doğan gerçekliklerle örtüşmediğini çok net gören fakat yine de çağımızı külliyen, yeni ve temelde farklı bir şekilde anlamaya ihtiyaç duyan karakteristik şüphecileridirler.
Marksizm, bir süre için, çok sayıda ıskat edilmişin kendi yoksulluğunun, doyumsuzluğunun farkına varmasına ve topyekûn bir değişim için ideal bir haleti ruhiyeye yol açmıştır. Bu süremezdi çünkü söz konusu bilimsel aptallığın ektisi altında kitleler beklemeye yönelmiş ve herhangi bir sosyalist faaliyet yapamaz hale gelmiştir. Bu şekilde, kitleler, siyasi ve demagojik yöntemlerle sürekli cesaretlendirilmemiş olmasalardı, tedrici bir dinginlik ve sakinlik çoktan kitlelere geri dönerdi. Revizyonistler erken kapitalizmin en kötü barbarlığının ortadan kalktığını, işçilerin proleter koşullara daha da alıştığını ve kapitalizmin hiçbir şekilde kendi çöküşüne yakın olmadığını şimdilerde görüyorlar. Elbette bizler, bunların tamamında, kapitalizmin sürdüğü muazzam tehlikeyi görüyoruz. İşin aslı, işçi sınıfının durumu – bir bütün olarak görüldüğünde – iyileşmemiştir. Aksine yaşam daha da zor ve nahoş bir hal almıştır. O kadar nahoş bir hale gelmiştir ki işçiler neşesizleşmiş, ümitsizleşmiş ve ruh ve karakter bakımından yoksullaşmıştır. Fakat en önemlisi sosyalizm için mücadele, doğru mücadele, münhasıran acıma hislerine ya da öncelikle belli bir insan sınıfının kaderine bağlı olmaz. Toplumun temellerinin tümden dönüşümü ile ilgilidir. Hedefi yeni bir yaratımdır.
Bizim işçilerimiz bu halet-i ruhiyeyi giderek kaybetmiştir (zira hiçbir zaman halet-i ruhiyeden daha fazlası olmamıştır), çünkü Marksizmde çözülme ve iktidarsızlık unsurları başından itibaren öfke kuvvetlerinden daha güçlüydü ve herhangi bir olumlu içerikten de yoksundu. İşçi sınıfının, Tanrının ya da tarihsel zorunluluk gereği gelişimin seçilmiş insanları değil, daha ziyade en şiddetli acı çeken insanların bir kısmı olduğunu hâlihazırda bilenler açısından revizyonizm fenomeni ve onun hoşgörülü şüpheciliği sadece eylemsizlik, kararsızlık ve kitlelerin rehaveti üstündeki “ideolojik üstyapı”dır ve işçi sınıfı sefalete eşlik eden ruhsal değişimler yüzünden bilgi elde etmeyi en zor iş olarak görecektir. Bu alandaki tüm genellemelerden kaçınmak en iyisidir. İşçi sınıfı oldukça farklıdır ve acının çok farklı insanlar üzerinde her zaman çok farklı etkileri olur. Fakat acının büyük kısmı birinin kötü durumunun kavranmasıdır ve en azından bu ölçüde hiç acı çekmemiş kaç proletarya vardır!
Devrim başarısız olduktan sonraki zamanlarda, devrimden önceki bu altmış yıl boyunca, ilişkilerin nasıl değiştiğini biliyoruz. Bunlar kapitalizmin uyumunun, proleterleşmenin on yılları idi ve pek çok açıdan hâl-i hazırda kalıtsal hale gelmiş gerçek bir adaptasyondu. İnsanlar arasındaki ilişkilerde bozulma vardır ki bireysel insanlara ait pek çok bedenin şimdiden fark edilir bir biçimde çürümesine dönüşmüştür.
Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir.
Burada bahsettiğimiz muazzam bir tehlikedir. Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir. Buna rağmen insanlar birbirine karşı çok aptalca, çok alçakça hareket edebilir. Tümüyle esarete teslim olabilir ve kendi gaddarlıklarını kabul edebilir: Tüm bunlar insanlar arasında bir şeydir, kendilerine kararlı, canlı duyguların hizmet etmesi halinde işlevsel ve gelecek nesilde ya da hâlihazırda yaşayan insanlarda değiştirilebilen bir şeydir. Toplumsal ya da genellikle söylendiği gibi psikolojik ilişkiler meselesi olduğu müddetçe bu durum henüz kötü değildir. Kitlesel sefalet, yoksulluk, açlık, evsizlik, psikolojik yılgınlık ve ahlak bozukluğu ve zevk düşkünlüğü, aptalca lüks, militarizm, ruhsuzluk – hepsi, oldukları halleriyle kötüdürler, isabetli bir doktor gelirse yaratıcı ruhtan, büyük devrimden ve yenilemeden (regeneration) çıkarsa bunları tedavi edilebilir. Fakat tüm zorluk ve baskı ve ruhsuzluk insanlar arasında bir şeyler olmaktan çıkarsa, ruhta bulunan ilişkiler bozulursa, adına ruh dediğimiz insanlar arası ilişkiler kompleksine bundan böyle rahatsızlık vermezse, kronik yetersiz beslenme yerine, alkolizm, uzun süreli acımasızlaşma, sürekli tatminsizlik, akut ruhsuzluk (ki ruh ve sosyal yapı açısından önemi, ağı açısından örümceğin önemi gibidir) bireysel bedenlerde kapsamlı etkilerle birlikte değişimlerle sonuçlanırsa, o zaman hiçbir çare yardımcı olamayacaktır ve halk ya da halkların tüm kesimleri yıkıma mahkûm olabilecektir. Halkların her zaman yok olması gibi, onlar da yok olacaktır: diğer, sağlıklı halklar bunların efendileri olur ve halkların karışımına dönüşür ve hatta bazen de kısmi imha yaşanır – eğer, en azından diğer, sağlıklı halklar hala yaşıyorsa. Kimse uluslar tarihinin ilk dönemlerinden analojilerle ucuz oyunlar oyamamalıdır. Çünkü zamanı geldiğinde, şeyler, gene, sözde ulusların göçü denilen zamanlarda yaptıkları gibi ilerlemek zorunda değildir. İnsanoğlunun başlangıç zamanlarında yaşıyoruz ve bu yeni başlamış insanoğlunun sonunun başlangıcı olabileceği tümüyle göz ardı edilemez. Belki de hiçbir çağ gözlerinin önünde dünyanın sonunun bu kadar tehlikeli bir biçimde belirdiğini biziler kadar görmemiştir.
Gerçek ilişkiler kompleksi bakımından insanoğlu, dışsal bağlarla ve içsel çekimle ve ulusal sınırları aşan dürtüyle bir arada duran bir dünya toplumu elbette ki henüz mevcut değildir. Fakat bunun vekilleri oradadır ve bunlar bir ersatz’dan daha fazlası olabilir. Bunlar, başlangıç olabilir: dünya pazarı, uluslararası anlaşmalar ya da hükümet politikaları, uluslararası örgütler ve çeşitli türde kongreler, küre çevresinde trafik ve iletişim, bunların hepsi, eşitlik olmasa bile, en azından çıkarların özümsenmesini, gelenekleri, sanatı veya sanatın modaya uygun yedeğini, teknoloji ruhunu, siyasi biçimleri daha da çok yaratmaktadır. İşçilere de bir ulustan diğerine giderek daha fazla ödünç verilmektedir. Dahası tüm ruhsal gerçeklikler – din, sanat, dil, genelde ortak ruh – orada ikişerli bulunmaktadır ya da bize doğal bir zorunluluk gereği ikişer ( birincisi birey ruhunda nitelik olarak ya da meleke olarak ve ikincisi insanlarla yaratıcı örgütler ve birliklerin iç içe geçtiği bir şeyler olarak) görünmektedir. Tüm bunlar özensiz bir biçimde ifade edilmiştir. Geçiş yaparken düzeltilebilecek olan hemen yapılacaktır fakat bu zamanda bu dil eleştirisi uçurumunun ve fikirler teorisinin (ikisi de birbirine aittir) derinine inemeyiz. Tüm bunlara şunu söylemek için değinildi: medeniyet (humanitas), humanité, humanity ve beşeriyet ki bunlara şimdilerde göstermelik merhametli bir lütuf, zayıflatılmış ve derinlik yoksunu bir ifade ile “insaniyet”(humaneness) diyoruz – tüm bu kelimeler, aslen sadece bireyde yaşayan ve hükmeden insanoğluna atfedilmekteydi. Bir zamanlar, en azından Hıristiyanlığın tam zamanında çok güçlü bir şekilde vardı, fiziken çokça hissediliyordu. Özdeş toplum olarak mütekabiliyet bireyde temerküz eden ve bireyler arasında büyüyen beşeriyete geldiğinde ancak dışsal anlamıyla gerçek beşeriyete varabileceğiz. Bitki tohumunda bulunur, tıpkı, tohumun, atalarına ait bitkilerin sonsuz zincirinin cevheri olması gibi. İnsanoğlu hakiki varlığını bireyin insaniliğinden alır. Bireyin insaniliğinin sadece geçmişin sayısız neslinin varisi olması da tıpkı böyledir. Olan şey oluştur, küçük evren (mikrocosm), evrendir (macrocosm). Birey halktır, ruh toplumdur, düşünce birlik bağıdır.
Fakat bildiğimiz birkaç bin yıllık tarihte insanoğlu ilk kez tam anlamıyla ve tam kapsamlı olarak haricen birleşmek istiyor. Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir. Tüm dünyada insanoğlu yaratılmak istemektedir ve bunu, eğer birleşmiş insanoğlunun başlangıcı, sonu olmayacaksa, insanoğlunun başına güçlü bir yenilenme geldiği o anda istemektedir. Önceden bu tür bir yenilenme genellikle geri kalandan ve kültürel karışımdan ortaya çıkan yeni halklar ile ya da göç alan yeni ülkelerle özdeşti. Halklar birbirine ne kadar çok benzerse ülkeler o denli yoğun iskâna tabi oluyordu ve dışarıdan veya içeriden bu tür bir yenilenme için umut da o kadar az oluyordu. Hâlihazırda kendi halklarımızdan ümit kesmek isteyenler ya da en azından zihinlerin radikal yenilenmesi için dış dürtünün ve canlı enerjinin dışarıdan, şifalı uykularından yeni uyanmış eski halklardan gelmesi gerektiğine inananlar, hala, Çin, Hindu ya da belki Rus halkları için umut inşa edebilir. Bazıları, çocuksu Kuzey Amerikan barbarlığı arkasında belki de hala saklı kalmış bir idealizmin ve fevkalade patlak verecek coşkun bir ruha ait fazla enerjinin olduğunu yine de ümit edebilir. Ancak 40 ya da 50 yaşlarında olan bizlerin bu romantik beklentiler yüzünden gene de hayal kırıklığı yaşayacağımız ve Çinlilerin Batıyı taklitte Japonya’yı takip edeceği, Hinduların salt çürüme kanallarına hızlıca geri kaymak, vs. için yükseleceği akla yatkındır. Asimilasyon çok hızlı ilerlemektedir. Medeniyet ve medeniyetle birlikte gerçek fiziki ve psikolojik çöküş yayılmaktadır.
Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir.
İhtiyacımız olan cesareti ve ivediliği elde etmek için kendimizi bu boşluğa bırakmalıyız. Bu sefer yenilenme bilinen herhangi bir zamana kıyasla daha güçlü ve farklı olmalıdır. Sadece kültür ve beraberinde yaşamın insani güzelliğini arıyor değiliz. Bir çare arıyoruz; kurtuluş arıyoruz. Yeryüzünde bugüne kadar var olmuş en büyük dışsal katman yaratılmalıdır ve bu katman, imtiyazlı tabakada – küresel insanoğlu – şimdiden hazırlanmaktadır. Yine de bu, harici bağlarla, anlaşmalarla ve hükümetsel yapı ya da korkunç buluş olan dünya devleti ile gelemeyecek, ancak en küçük grupların, yukarıdaki tüm toplulukların yeniden tesis edilmesi ve en bireysel bireyselcilik ile gelecektir. Şümullü bir toplum inşa edilmeli ve inşa küçük ölçekte başlamalıdır; tüm mıntıkalara uzanmalıyız ve bunu da ancak çok derin kazarsak yapabiliriz zira bundan böyle dışarıdan daha fazla yardım gelemez. Artık işgal edilmemiş hiçbir toprak yoğun kalabalık halkları yerleşmeleri için davet etmeyecektir; insanoğlunu tesis etmeliyiz ve bunu ancak insanilikte bulabiliriz. Bunun da sadece bireylerin gönüllü ilişkisinde ve doğal olarak birbirlerine yakınlaşan, aslında bağımsız insanlar topluluğundan yükselmesini sağlayabiliriz.
Ancak şimdi biz sosyalistler rahat bir şekilde nefes alıp kaçınılmaz zorluğu, görevimizi, varlığımızın bir parçası olarak kabul edebiliriz. Şimdi, fikrimizin bizim benimsediğimiz bir fikir değil de bizi seçim yapmaya – ya peşinen insanoğlunun gerçek yıkımını tecrübe etmeye ya da bu yıkımın çevremizde aşınan başlangıçlarını seyretmek veya kendi eylemimizle yükselişin ilk başlangıcını yapmaya – sevk eden çok güçlü bir dürtü olduğunu içten bir kesinlikle hissediyoruz.
Burada muhtemel bir gerçekliğin bir kuruntusu olarak tehdit etmesine izin verdiğimiz dünyanın sonu elbette ki neslin ani olarak tükenmesi değildir. İçinde karşı konulamaz türde bir kaide bulma eğilimi ve analojiye karşı uyarıda bulunuyoruz çünkü kimi çöküş dönemlerinin ardından gelen büyük dönemleri biliyoruz. Durumu gözümüzde canlandırdığımızda, hangi emsalsiz hızla ulusların ve sınıfların bu kapitalist medeniyette birbirine daha da benzer hale geldiğini; proleterlerin nasıl sıkıcı, uysal, kaba, dışsal ve artan ölçüde alkolik olduğunu; dinlerini kaybetmeleri ile her tür içsel hissi ve sorumluluğu nasıl kaybettiklerini; tüm bunların fiziki etkilerinin nasıl olduğunu; üst sınıfların siyaset, kapsamlı görüş ve belirleyici eylem açısından güçlerini nasıl kaybettiğini; sanatın züppelik, modaya uygun değersiz ve arkeolojik ve tarihsel taklit ile nasıl ikame edildiğini; nasıl eski din ve ahlak ile her sıkı standardın, her kutsal ittifakın, her karakterin sağlamlığının kaybedilmekte olduğunu, kadınların yüzeysel kösnüllük ve renkli, dekoratif şehvet girdabına nasıl çekilmekte olduğunu; doğal düşünülmemiş nüfus artışının tüm halk katmanlarında azalmaya nasıl başladığını ve bilim ve teknolojinin rehberliğinde çocuksuz seks ile ikame edildiğini; sorumsuzluğun, hâkim koşullar altında neşesiz iş yapmayı artık kaldıramayan proleterlerle vatandaşlar arasındaki tam da en iyi unsurları nasıl istila ettiğini görüyoruz. Eğer tüm bunların toplumun her katmanında nevroza ve histeriye dönüşmeye başladığını nasıl görüyorsak, o zaman kişi, iyileşme için, yeni kurumların yaratılması için kendisini toplayacak olan halkın nerede olduğunu sormalıdır. Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir. Ruhun böyle birliktelikleri aile, kooperatif, profesyonel grup, topluluk ve ulus olarak yarattığı yerde özgürlük vardır ve insanoğlu da burada vücut bulabilir. Fakat ruhun yerini almış tahakkümün, cebri kurumlarında ruh yerine şimdilerde neyin köpürmeye başladığını biliyor muyuz, bu ikameye katlanabileceğimizden emin olabilir miyiz? Ruhsuz özgürlük, kösnül özgürlük, sorumsuz haz özgürlüğü? Ya da tüm bunların kaçınılmaz sonucunun en dehşetli eziyetler ve yalnızlık, en dermansız zayıflık ve hissiz umursamazlık mı olacak? Acaba bir coşkun duygu ve yeniden doğuş anı ve büyük kültürel topluluklar federasyonu devrinin anını hiç yaşayacak mıyız? Şarkıların insanlarda yaşadığı, kulelerin birliği ve coşkuyu cennete taşıdığı ve ruhlarında halkın temerküz ettiği insanları yüceltmek suretiyle büyük işlerin halkın büyüklüğünü temsil etmek için yaratıldığı zamanlar hiç olacak mı?
Bilmiyoruz ve bu yüzden buna teşebbüs etmenin görevimiz olduğunu biliyoruz. Geleceğin sözde biliminden şu anda tamamen kurtulduk. Sadece hiçbir gelişme yasası olmadığını biliyor değiliz. Güçlü tehlikeyi, şimdiden çok geç kalmış olabileceğimizi, tüm teşebbüslerimizin ve eylemlerimizin belki de artık yardımcı olamayabileceğini dahi biliyoruz. Ve bu yüzden kendimizdeki, tüm bilgilerimizdeki son bağlarımızı da atıp kurtulduk, daha fazlasını biliyor değiliz. Tarif edilmemiş ve belirsiz bir şeyler önünde ilkel bir adam gibi duruyoruz. Önümüzde hiçbir şey yok ve her şey yalnızca kendi içimizde var: bizde gelecekteki insanoğlunun değil geçmişteki insanoğlunun realitesi ya da etkinliği var; dolayısıyla bu realite ya da etkinlik aslen içimizde var. Başarı bizim içimizdedir. Bizi yolumuza koyan aldatılamaz görevimiz içimizdedir. Yapılanın ne olması gerektiğinin imgesi içimizdedir. Süflilik ve sefaleti geride bırakma ihtiyacı içimizdedir. Adalet hiç şüphesiz ve amansız içimizdedir. Karşılıklı yanıt arayan ahlak ve herkesin çıkarını tanıyan akıl içimizdedir.
Burada yazıldığı gibi hissedenler, en büyük cesareti en büyük ihtiyaçtan doğanlar, her şeye rağmen yenilenmeye teşebbüs etmek isteyenler – şimdi onların toplanmasına izin verin; çağrılanlar onlardır; uluslara ne yapılması gerektiğini söylemeleri ve halkların işe nasıl başlayacaklarını göstermeleri için onlara izin verin.
Çev: Nesrin Aytekin
[1] İngiltere kralı 2. James yanlısı.

https://itaatsiz.org/?p=5532
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.09 19:36 SBDDSB 19.yüzyılın ilk kadın hakları savunucuları

1801–1874 Juliette Adam Fransa 1836 1936 [22] 1801–1874 Jane Addams Amerika Birleşik Devletleri 1860 1935 1. Dalga feminist süfrajet, Büyük sosyal aktivist, Women's International League for Peace and Freedom başkanı [33] 1801–1874 Gertrud Adelborg İsveç 1853 1942 Öğretmen ve süfrajet [42] 1801–1874 Sophie Adlersparre İsveç 1823 1895 İsveç'te kadın hakları hareketinin en önemli öncülerinden biri [43] 1801–1874 Alfhild Agrell İsveç 1849 1923 [44] 1801–1874 Soteria Aliberty Yunanistan 1847 1929 [22] 1801–1874 Jules Allix Fransa 1818 1897 Sosyalist, erkek feminist [30] 1801–1874 Elisabeth Altmann-Gottheiner Almanya 1874 1930 Kadınların seçme hakkı [45] 1801–1874 Qasim Amin Mısır 1863 1908 Müslüman feminist, Mısır toplumunda kadın haklarının ilk savunucusu [22][46] 1801–1874 Ellen Anckarsvärd İsveç 1833 1898 Married Woman's Property Rights Association kurucularından [47] 1801–1874 Adelaide Anderson Birleşik Krallık 1863 1936 [23][23] 1801–1874 Elizabeth Garrett Anderson Birleşik Krallık 1836 1917 Feminist, süfrajet, İngiltere'de ilk İngiliz bir kadın doktor ve cerrah, ilk kadın hastane kurucularından [23][48] 1801–1874 Louisa Garrett Anderson Birleşik Krallık 1873 1943 Süfrajet [48] 1801–1874 Maybanke Anderson Avustralya 1845 1927 Süfrajet [49] 1801–1874 Susan Anthony Amerika Birleşik Devletleri 1820 1906 Süfrajet, ABD'de kadınlara oy hakkı tanınması hareketinde kilit rol üstlendi [24] 1801–1874 Lovisa Årberg İsveç 1801 1881 İsveç'teki ilk kadın doktor [50] 1801–1874 Edith Archibald Kanada 1854 1936 Süfrajet [51] 1801–1874 Concepción Arenal İspanya 1820 1893 [12] 1801–1874 Princess Louise, Duchess of Argyll Birleşik Krallık 1848 1939 Süfrajet 1801–1874 Ottilie Assing Almanya 1819 1884 [52] 1801–1874 Bibi Khanoom Astarabadi İran 1859 1921 Yazar [53] 1801–1874 Louise Aston Almanya 1814 1871 [54] 1801–1874 Hubertine Auclert Fransa 1848 1914 Feminist aktivist, süfrajet 1801–1874 Olympe Audouard Fransa 1832 1890 [33] 1801–1874 Alice Constance Austin Amerika Birleşik Devletleri 1955 Sosyalist feminist, radikal feminist [55] 1801–1874 Rachel Foster Avery Amerika Birleşik Devletleri 1858 1919 Dalga feminist, süfrajet 1801–1874 John Goodwyn Barmby Birleşik Krallık 1820 1881 [48] 1801–1874 Marie Bashkirtseff Ukrayna 1858 1884 Dalga feminist, Fransız feminist [33] 1801–1874 José Batlle y Ordóñez Uruguay 1856 1929 [56] 1801–1874 Anna Bayerová Çek Cumhuriyeti 1853 1924 [57] 1801–1874 Jean Beadle Avustralya 1868 1942 Feminist, sosyal görevli, siyasi eylemci 1801–1874 August Bebel Almanya 1840 1913 Komünist, erkek [24] 1801–1874 Alaide Gualberta Beccari İtalya 1868 1930 Sosyalist feminist, radikal feminist 1801–1874 Lydia Becker Birleşik Krallık 1827 1890 Süfrajet 1801–1874 Catharine Beecher Amerika Birleşik Devletleri 1800 1878 [22] 1801–1874 Alva Belmont Amerika Birleşik Devletleri 1853 1933 Süfrajet lideri, konuşmacı, yazar [22] 1801–1874 Louie Bennett İrlanda 1870 1956 Süfrajet lideri [22] 1801–1874 Ethel Bentham Birleşik Krallık 1861 1931 Yenilikçi doktor, siyasetçi ve süfrajet 1801–1874 Victoire Léodile Béra Fransa 1824 1900 [58] 1801–1874 Signe Bergman İsveç 1869 1960 1801–1874 Annie Besant Birleşik Krallık 1847 1933 Sosyalist feminist 1801–1874 Alice Stone Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1857 1950 Feminist ve gazeteci, Woman's Journal editörü, büyük kadın hakları yayıncısı [22] 1801–1874 Antoinette Brown Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1825 1921 1969 yılında Lucy Stone ile birlikte American Woman Suffrage Association'ı kurdu 1801–1874 Elizabeth Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1821 1910 Dalga feminist [33] 1801–1874 Henry Browne Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1825 1909 İş adamı, kölelik karşıtı, gazeteci, süfrajet lideri ve savunucusu 1801–1874 Harriot Eaton Stanton Blatch Amerika Birleşik Devletleri 1856 1940 Süfrajet [22][48] 1801–1874 Amelia Bloomer Amerika Birleşik Devletleri 1818 1894 Süfrajet, birçok kadın sorunları hakkında The Lily gazetesinde yayıncılık ve editörlük yaptı [22] 1801–1874 Barbara Bodichon Birleşik Krallık 1827 1891 [22][48] 1801–1874 Laura Borden Kanada 1861 1940 Halifax Kadın Yerel Konseyi Başkanı 1801–1874 Lily Braun Almanya 1865 1916 [22] 1801–1874 Fredrika Bremer İsveç 1801 1865 Yazar, feminist aktivist ve İsveç'te öncü kadın haklarını savunucularından [22] 1801–1874 Ursula Mellor Bright Birleşik Krallık 1835 1915 Süfrajet 1801–1874 Emilia Broomé İsveç 1866 1925 1801–1874 Antoinette Brown Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1825 1921 [22] 1801–1874 Lady Constance Bulwer-Lytton Birleşik Krallık 1869 1923 Süfrajet 1801–1874 Katharine Bushnell Amerika Birleşik Devletleri 1856 1946 1801–1874 Josephine Butler Birleşik Krallık 1828 1906 [22] 1801–1874 Pancha Carrasco Kosta Rika 1826 1890 [22] 1801–1874 Frances Jennings Casement Amerika Birleşik Devletleri 1840 1928 Süfrajet 1801–1874 Carrie Chapman Catt Amerika Birleşik Devletleri 1859 1947 Süfrajet lider, National American Woman Suffrage Association, League of Women Voters ve International Alliance of Women'ın kurucusu ve başkanı [22][24] 1801–1874 Maria Cederschiöld Sweden 1856 1935 Süfrajet 1801–1874 William Henry Channing Amerika Birleşik Devletleri 1810 1884 Bakan, yazar 1801–1874 Mary Agnes Chase Amerika Birleşik Devletleri 1869 1963 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Ada Nield Chew Birleşik Krallık 1870 1945 Süfrajet 1801–1874 Tennessee Celeste Claflin Amerika Birleşik Devletleri 1844 1923 Süfrajet 1801–1874 Alice Clark Birleşik Krallık 1874 1934 1801–1874 Helen Bright Clark Birleşik Krallık 1840 1972 Süfrajet 1801–1874 Florence Claxton Birleşik Krallık 1840 1879 1801–1874 Voltairine de Cleyre Amerika Birleşik Devletleri 1866 1912 Bireysel feminizm, anarko-feminist [33] 1801–1874 Francis Power Cobbe İrlanda 1822 1904 1801–1874 Mary Ann Colclough Yeni Zelanda 1836 1885 Feminist, sosyal reformcu 1801–1874 Anna "Annie" Julia Cooper Amerika Birleşik Devletleri 1858 1964 Süfrajet 1801–1874 Marguerite Coppin Belçika 1867 1931 Belçikalı kadın şair, kadın hakları savunucusu 1801–1874 Ida Crouch-Hazlett Amerika Birleşik Devletleri 1870 1941 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Emily Wilding Davison Birleşik Krallık 1872 1913 Süfrajet 1801–1874 Draga Dejanović Sırbistan 1840 1871 [59] 1801–1874 Josefina Deland Sweden 1814 1890 Yazar, öğretmen, Emekli Kadın Öğretmenler Derneği'nin kurucusu 1801–1874 Maria Deraismes Fransa 1828 1894 [58] 1801–1874 Charlotte Despard née French Birleşik Krallık 1844 1939 Süfrajet 1801–1874 Jenny d'Hericourt France 1809 1875 [22] 1801–1874 Louisa Margaret Dunkley Australia 1866 1927 İşçi organizatörü 1801–1874 Marguerite Durand Fransa 1864 1936 Süfrajet 1801–1874 Friedrich Engels Almanya 1820 1895 Komünist, erkek [24] 1801–1874 Emily Faithfull Birleşik Krallık 1835 1895 1801–1874 Millicent Garrett Fawcett Birleşik Krallık 1847 1929 National Union of Women's Suffrage Societies'ın uzun süreli başkanı 1801–1874 Astrid Stampe Feddersen Danimarka 1852 1930 Kadın haklarıyla ilgili ilk İskandinav toplantıya başkanlık yaptı 1801–1874 Anna Filosofova Rusya 1837 1912 İlk Rus kadın hakları aktivisti 1801–1874 Louise Flodin İsveç 1828 1923 1801–1874 Mary Sargant Florence Birleşik Krallık 1857 1954 Süfrajet 1801–1874 Isabella Ford Birleşik Krallık 1855 1924 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Margaret Fuller Amerika Birleşik Devletleri 1810 1850 Transandantal, eleştirmen, kadınların eğitimi hakkında savunucu, Woman in the Nineteenth Century adlı eserin yazarı [24] 1801–1874 Matilda Joslyn Gage Amerika Birleşik Devletleri 1826 1898 Süfrajet,editör, yazar, organizatör [12] 1801–1874 Eliza Gamble Amerika Birleşik Devletleri 1841 1820 Kadın Hareketi fikrini ortaya atan kişi ve savunucusu [60] 1801–1874 Edith Margaret Garrud Birleşik Krallık 1872 1971 1801–1874 Désirée Gay Fransa 1810 1891 Sosyalist feminist [61] 1801–1874 Charlotte Perkins Gilman Amerika Birleşik Devletleri 1860 1935 Ekofeminist [24] 1801–1874 Wil van Gogh Hollanda 1862 1941 1801–1874 Emma Goldman Birleşik Krallık 1869 1940 Bireyci feminizm, Rus-Amerikan doğum kontrolü ve diğer kadın hakları aktivisti [22][24][33] 1801–1874 Vida Goldstein Avustralya 1869 1949 İlk Avustralyalı feminist siyasetçi, İngiliz İmparatorluğununda milli meclise seçilen ilk kadın [22] 1801–1874 Grace Greenwood Amerika Birleşik Devletleri 1823 1904 New York Times'ta çalışan maaşlı ilk kadın muhabir, sosyal reform ve kadın hakları savunucusu 1801–1874 Angelina Emily Grimké Amerika Birleşik Devletleri 1805 1879 Dalga feminist, süfrajet 1801–1874 Bella Guerin Avustralya 1858 1923 Sosyalist feminist, Avustralya Üniversitesi'nden mezun olan ilk kadın 1801–1874 Marianne Hainisch Avusturya 1839 1936 Kadınların çalışma ve eğitim hakları savunucusu 1801–1874 Marion Coates Hansen Birleşik Krallık 1870 1947 Süfrajet 1801–1874 Jane Ellen Harrison Birleşik Krallık 1850 1928 1801–1874 Anna Haslam İrlanda 1829 1922 İrlanda'da kadın hareketinin önemli isimlerinden, Dublin Women's Suffrage Association'ın kurucusu 1801–1874 Anna Hierta-Retzius İsveç 1841 1924 Kadın hakları savunucusu ve hayırsever 1801–1874 Thomas Wentworth Higginson Amerika Birleşik Devletleri 1828 1911 Kölelik karşıtı, bakan, yazar 1801–1874 Laurence Housman Birleşik Krallık 1865 1959 Sosyalist feminist 1801–1874 Julia Ward Howe Amerika Birleşik Devletleri 1819 1910 Süfrajet, yazar, organizatör 1801–1874 Louisa Hubbard Birleşik Krallık 1836 1906 1801–1874 Aletta Jacobs Hollanda 1854 1929 [12] 1801–1874 Kehajia Kalliopi Yunanistan 1839 1905 [22] 1801–1874 Kang Youwei Çin 1858 1927 [22] 1801–1874 Abby Kelley Amerika Birleşik Devletleri 1811 1887 Süfrajet ve aktivist 1801–1874 Grace Kimmins Birleşik Krallık 1871 1954 [kaynak belirtilmeli] 1801–1874 Anna Kingsford Birleşik Krallık 1846 1888 Ekofeminist 1801–1874 Toshiko Kishida Japonya 1863 1901 [22] 1801–1874 Alexandra Kollontai SSCB 1872 1952 Sosyalist feminist [12] 1801–1874 Lotten von Kræmer İsveç 1828 1912 Barones, yazar, şair, hayırsever, Samfundet De Nio kurucusu 1801–1874 Marie Lacoste-Gérin-Lajoie Kanada 1867 1945 Süfrajet 1801–1874 Louisa Lawson Australia 1848 1920 Süfrajet, cumhuriyet yanlısı federalist, yazar ve yayıncı [12] 1801–1874 Mary Lee Avustralya, İrlanda 1821 1909 Süfrajet 1801–1874 Anna Leonowens Birleşik Krallık, Hindistan 1831 1915 Seyahat yazarı, eğitimci, sosyal aktivist 1801–1874 Fredrika Limnell İsveç 1816 1897 1801–1874 Mary Livermore Amerika Birleşik Devletleri 1820 1905 Kadın hakları gazetecisi, süfrajet 1801–1874 Belva Lockwood Amerika Birleşik Devletleri 1830 1917 [22] 1801–1874 Margaret Bright Lucas Birleşik Krallık 1818 1890 Süfrajet 1801–1874 Rosa Luxemburg Almanya 1871 1919 Sosyalist feminist 1801–1874 Christian Maclagan Birleşik Krallık 1811 1901 1801–1874 Kitty Marion Birleşik Krallık 1871 1944 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Harriet Martineau Birleşik Krallık 1802 1876 1801–1874 Eleanor Marx Birleşik Krallık 1855 1898 Sosyalist feminist 1801–1874 Rosa Mayreder Avusturya 1858 1938 [12] 1801–1874 Nellie McClung Kanada 1873 1951 Feminist ve süfrajet, The Famous Five'ın parçası 1801–1874 Helen Priscilla McLaren Birleşik Krallık 1851 1934 1801–1874 Louise Michel Fransa 1830 1905 Anarko-feminist [30] 1801–1874 Harriet Taylor Mill Birleşik Krallık 1807 1858 İlk öncü feminist [33] 1801–1874 John Stuart Mill Birleşik Krallık 1806 1873 İlk öncü [24][33] 1801–1874 Hannah Mitchell Birleşik Krallık 1872 1956 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Katti Anker Møller Norveç 1868 1945 Dalga feminist [33] 1801–1874 Agda Montelius İsveç 1850 1920 Feminist, süfrajet, Fredrika-Bremer-förbundet patronu 1801–1874 Anna Maria Mozzoni İtalya 1837 1920 Dalga feminist, süfrajet 1801–1874 Flora Murray Birleşik Krallık 1869 1923 Süfrajet 1801–1874 Clarina I. H. Nichols Amerika Birleşik Devletleri 1810 1885 Dalga feminist, süfrajet 1801–1874 Draga Obrenović Sırbistan 1864 1903 Kraliçe eş 1801–1874 Louise Otto-Peters Almanya 1819 1895 [62][63] 1801–1874 Emmeline Pankhurst Birleşik Krallık 1858 1928 Süfrajet kurucu ve İngiliz süfrajetin lideri [24] 1801–1874 Maud Wood Park Amerika Birleşik Devletleri 1871 1955 College Equal Suffrage League kurucusu, League of Women Voters ilk başkamo 1801–1874 Madeleine Pelletier Fransa 1874 1939 Fransız feminist, 1. Dalga feminist, sosyalist feminist [33] 1801–1874 Wendell Phillips Amerika Birleşik Devletleri 1811 1884 Kölelik karşıtı, konuşmacı, avukat 1801–1874 Jyotiba Phule Hindistan 1827 1890 [12] 1801–1874 Eugénie Potonié-Pierre Fransa 1844 1898 [30] 1801–1874 Eleanor Rathbone Birleşik Krallık 1872 1946 [12] 1801–1874 Caroline Rémy de Guebhard Fransa 1855 1929 1801–1874 Dorothy Richardson Birleşik Krallık 1873 1957 1801–1874 Edith Rigby Birleşik Krallık 1872 1948 Süfrajet 1801–1874 Sibylle Riqueti de Mirabeau Fransa 1849 1932 1801–1874 Bessie Rischbieth Avustralya 1874 1967 1801–1874 Güney Afrika Kanada 1856 1933 Kadınların oy hakkını savunan, Halifax Kadın Yerel Konseyi yönetim kurulu üyesi 1801–1874 Harriet Hanson Robinson Amerika Birleşik Devletleri 1825 1911 [24] 1801–1874 Pauline Roland Fransa 1805 1852 [33] 1801–1874 Rosalie Roos İsveç 1823 1898 Yazar, İsveç'te düzenlenen kadın hakları hareketinin öncülerinden 1801–1874 Ernestine Rose Amerika Birleşik Devletleri, Rusya-Polonya 1810 1892 Süfrajet 1801–1874 Hilda Sachs İsveç 1857 1935 Gazeteci, yazar ve feminist 1801–1874 Anna Sandström İsveç 1854 1931 Eğitim reformcusu 1801–1874 Auguste Schmidt Almanya 1833 1902 [64] 1801–1874 Olive Schreiner Güney Afrika 1855 1920 1801–1874 Rose Scott Avustralya 1847 1925 Süfrajet 1801–1874 Anna Howard Shaw Amerika Birleşik Devletleri 1847 1919 1904 ve 1915 yılları arasında National Women's Suffrage Association başkanı
1801–1874 Kate Sheppard Yeni Zelanda 1847 1934 1893 yılında kadınlar için oy hakkı kazanılmasına katkı sağladı (Kadınlara seçme hakkının verildiği ilk ülke ve ulusal seçim) [12] 1801–1874 Tarabai Shinde Hindistan 1850 1910 1801–1874 Emily Anne Eliza Shirreff Birleşik Krallık 1814 1897 İlk öncü feminist [33] 1801–1874 Eleanor Mildred Sidgwick Birleşik Krallık 1845 1936 1801–1874 Dame Ethel Mary Smyth Birleşik Krallık 1858 1944 Süfrajet 1801–1874 Anna Garlin Spencer Amerika Birleşik Devletleri 1851 1931 [24] 1801–1874 Elizabeth Cady Stanton Amerika Birleşik Devletleri 1815 1902 Sosyal aktivist, kölelik karşıtı, süfrajet, 1848 Women's Rights Convention organizagörü, National Woman Suffrage Association and the International Council of Women kurucularından [24] 1801–1874 Anna Sterky İsveç, Danimarka 1856 1939 [65] 1801–1874 Helene Stöcker Almanya 1869 1943 [63] 1801–1874 Milica Stojadinović-Srpkinja Sırbistan 1828 1878 Feminist, savaş muhabiri, yazar, şair [66] 1801–1874 Lucy Stone Amerika Birleşik Devletleri 1818 1893 Konuşmacı, National Women's Rights Convention ilk organizatörü, Woman's Journal kurucusu, ve evlendikten sonra soyadını koruyan ilk kadın Amerikalı [24] 1801–1874 Emily Howard Stowe Kanada 1831 1903 Hekim, kadınların tıbbi konulara dahil edilmesinin savunucusu, Canadian Women's Suffrage Association kurucusu
1801–1874 Helena Swanwick Birleşik Krallık 1864 1939 Süfrajet 1801–1874 Frances Swiney Birleşik Krallık 1847 1922 Süfrajet 1801–1874 Táhirih İran 1814/17 1852 Bâbî şair, ilahiyatçı ve İran'daki 19. yüzyıl kadın hakları savunucusu [12] 1801–1874 Caroline Testman Danimarka 1839 1919 Dansk Kvindesamfund kurucularından 1801–1874 Martha Carey Thomas Amerika Birleşik Devletleri 1857 1935 [22] 1801–1874 Sybil Thomas, Viscountess Rhondda Birleşik Krallık 1857 1941 Süfrajet 1801–1874 Flora Tristan Fransa 1803 1844 Sosyalist feminist [12] 1801–1874 Harriet Tubman Amerika Birleşik Devletleri 1820 1913 Dalga feminist [33] 1801–1874 Thorstein Veblen Amerika Birleşik Devletleri 1857 1929 Ekonomist, sosyolog, erkek [24] 1801–1874 Alice Vickery Birleşik Krallık 1844 1929 Hekim, doğum kontrolü destekçisi [67] 1801–1874 Beatrice Webb Birleşik Krallık 1858 1943 Sosyalist feminist 1801–1874 Ida B. Wells Amerika Birleşik Devletleri 1862 1931 Sivil haklar ve anti-linç aktivisti, süfrajet 1801–1874 Anna Whitlock İsveç 1852 1930 Feminist, süfrajet, gazeteci 1801–1874 Karolina Widerström İsveç 1856 1949 1801–1874 Frances Willard Amerika Birleşik Devletleri 1839 1898 Süfrajet ve organizatör 1801–1874 Frances Willard Amerika Birleşik Devletleri 1839 1898 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Charlotte Wilson Birleşik Krallık 1854 1944 Radikal feminist 1801–1874 Victoria Woodhull Amerika Birleşik Devletleri 1838 1927 1. Dalga feminist, süfrajet, organizatör, yenilikçi, ABD başkanlık seçimlerindeki ilk kadın [24][33] 1801–1874 Clara Zetkin Germany 1857 1933 Sosyalist feminist [24] 1801–1874 Frederick Douglass Amerika Birleşik Devletleri data-sort-value="1818"yakl. 1818 1895 Erkek süfrajet [24] 1801–1874 Caroline Kauffmann Fransa c. 1840s 1924 [22] 1801-1874 Natalie Zahle Danimarka 1827
submitted by SBDDSB to FeminismTurkey [link] [comments]


2020.06.29 07:06 ataweb Çin topu

Çin topu ülkemize yeni girmiş olmasına rağmen her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Özellikle erkeklerin durağanlaşan cinsel hayatına hareketlilik getirmekte ve bitkisel bir ürün olması sebebiyle hızlı etki göstermektedir. Tibet viagrası olarak da bilinen orjinal çin topu, hiçbir kimyevi madde içermediğinden ve erkek bünyesinde olağanüstü etki sağladığından dolayı bugün özellikle Uzakdoğu ülkelerinde yoğun olarak kullanılmaktadır.
submitted by ataweb to u/ataweb [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.26 03:30 BABAZOOM TALKAN &CÜRCAN KATLİAMI TÜRKLERİN ARAPLARDAN GORDUGU DUNYA TARIHINDEKI EN BUYUK SOYKIRIM

Türklerin tarih kitaplarında ve arşivlerinde yer almayan ancak diğer milletlerin yazılı tarihinde yer alan iki büyük Türk katliamından biri. Ermeni’ler “katledildik” diyebiliyor. Rumlar “topraklarımızdan sürüldük” diyebiliyor. Ancak Türk gururu “Araplar bizi katletti, zorla müslümanlığı dayattı” diyemez. Talkan ve Curcan katliamları.. Resmi tarihte şöyle bir üfürme var. Türkler Çin ile savaşırken Araplar yardıma gelmiş, bu sırada birbirlerine sempati beslemişler, Türk savaşçılar Arap okçuların yanaklarından makas almış, islamiyeti kabul etmihihihi hoh!. Karşılıklı milletlerin hem fikir olduğu tüm savaşlar gerçek, bir tek Türklerin katledildiği yalan öyle mi? Talkan Katliamı‘nda 100.000 Türk katledilmiştir, bunun yanında 50.000 ‘den fazla türk köle ve cariye olarak pazarlarda satışmıştır. Bu katliam, İslam’ın barış dini olduğunu yeterince kanıtlamış, ayağı kayıp yanlışlıkla arap kılıçlarının üstüne düşen arkadaşlar da olmuş ama dersini iyi alanlar akın akın islamiyet ile şereflenmiştir. Hz. Muhammed’in ölümüyle birlikte insanlığın iktidar hırsı İslam dininde de ortaya çıktı. Mezhep ayrımcılığını kesinlikle reddeden İslam dininin iktidar çatışmaları sebeple mezheplere ayrılması tamamen Arapların eseridir. Eflak Voyvodası Vlad’ın yaptıklarına kin duymayan insan olamaz değil mi? İşte Vlad, Curcan ve Talkanda yaşanan acımasızlığı hayal dahi edemezdi. Ancak gel gör ki İslamı en doğru yaşayan, koruyan ve öğreten millet yine Türk’lerdir. Eğer Türkler müslüman olmasaydı, İslamiyet bugün Arapların etnik dini olmaktan öteye gidemez, olsa olsa en fazla Hindistana kadar gidebilirdi. 1. TARİHİN EN ALÇAK SOYKIRIMLARINDAN BİRİ – TALKAN KIRIMI Buhara’da yaşananlar diğer Türk Beyliklerinde de tesirini hissettirir. Sogd Meliki Neyzek Tarhan şehrinin yok olmaması için Kuteybe ile anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır.. Ancak bu tarafsızlık ve Türklerin bir araya gelememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istila edip talan etmişlerdir.. İlk saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler de aynı kırımı yaşadı. Türkler örgütlü olmadığı için Arap’ların işleri kolaylaştı. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada yanlış yaptığını ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir teminat getirmeyeceğini gördü. Üstelik diğer Türk Beylerine de aldattığını anladı. Tohoristan’a döndükten sonra diğer Türk beyliklerine bir mektup yazıp uyarmaya çalışır. İlk pozitif cevap Talkan meliki Sehrek’den gelir.. Tarhan’ın düşüncelerini öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir silahlı güç ile Talkan şehrine doğru yürür.. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terkeder.. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler.. Bu kırım o vakte kadar yapılanların en büyüğüdür.. Kuteybe bu kırımı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe’nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Kilometre.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir.. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır. Tüm bunlar hep İslam adına yapılmıştır.. Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer.. erkeklerin çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alır. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar. Askerlerin yorgunluk eğlencesi olurlar. Daha sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar. Erkekleri kavga ederek can verirler.. Tüm şehir yakılır. Araplar bu şehre yakılmış şehir manasında Muhtereka derler.. Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i abluka eder.. 2 ay müddetle devamlı olarak buraya saldırır lakin bir netice alamaz. Aynı zamanda kış yaklaşır. Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur. Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim ismindeki adamını gönderir. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması vaziyetinde kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin önerinini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur. Komutanları ile görüşüp önerisi kabul ederler. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, çevresi hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur. Kuteybe aynı zamanda Tarhan’ı hemen öldürmez.. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der. Kuteybe önce Tarhan’ın iki erkek çocuğunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür.. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir. Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht dövüşü vardır. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar. Önce Havarizat ile çevresindekileri öldürtür. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında tutsak alırlar. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin buyruğu üzerine öldürülürler.
Bu olay, Ziya Kitapçı”nın, İslam Tarihi ve Türkler isimli kitabında aynen şöyle anlatılır ; Bu harblerden birinde, et-Taberi”nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe’ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman’ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir alana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını buyurmuştur. Cebbar, zorba, vicdansız Arap komutanının çevresinin bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten sanki gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır, ”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış perişan Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir anımsayınız. Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Yalnızca ata bile binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.” Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı öldürür. Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir. Harzemli tanınmış Türk bilgini, Biruni Harzem’deki muasırlığın yok edilişini şu şekilde anlatır. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, ananelerini savunanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylelikle herşey karanlıklara gömüldü. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi ile ilgili bilinenleri artık öğrenme imkanı bırakmadı. Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, ama gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler. Semerkant, abluka edilir. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, 1.Semerkant Araplara her yıl 2.200.000 altın ödeyecektir.. 2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir.. 3.Şehirde Cami yapılacaktır.. 4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır.. 5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir.. Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri döner. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali olarak bırakır. Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar. Ara ara Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler. Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi direktifini verir. Kuteybe Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz. Bu arada Haccac can verir. Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola çıkar. Tam Kasgar’ı abluka edecekken Halife Velid can verir, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile beraber 716 yılında kafası kesilerek öldürülür. Zira Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir. Taberi Anlatımları Aşağıdaki pasajlar direk Taberinin anlatımından alınmıştır. Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343) Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar. Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yeniden dönüp Merv’e geldiler. Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle bağlaşık idi. Kuteybe’nin geldiğini duyunca kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği zaman hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada sayısız Türk öldürdü. Söylenti odur ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki erkek çocuğunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344) Kuteybe diye konuştu: – Vallahi şayet benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar vakit kalmış olsa bunu cildim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün ) Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi erkek çocukları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler. Hepsi 700 adam idi. Emretti başlarını kesip Haccac’a gönderdiler. (Syf-347) Bu 70 sene süren Türk-arap savaşlarının en ehemmiyetli noktaları ve sonuçları ; 1- 100.000’in üstünde Türk katledilmiştir. 2- 50.000’in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır. 3- Şehirler yağmalanmış , ganimet diye halkın herşeyi talan edilmiştir. 4- Tüm zenginlikler , tarihi yapıtlar yokedilmiş , yakılmış , yıkılmıştır. 5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan “Talkan Katliamında” 40.000 Türkün kesilerek 24 kilometre yol süresince ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte örneği çok azdır.) 6- Aynı şekilde “Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk’ün nehir kenarında kafaları kesilmiş , nehrin suyu kıpkızıl olmuş , cesetler yine ağaçlarda sallandırılmıştır. 7- “Teslim olursanız canınız bağışlanacak” sözü hiç bir zaman yerine getirilmemiş , “Şeriat söz tanımaz” denilerek kadın-erkek kılıçtan geçirilmiştir. 8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet ele geçirmişlerdir. 9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden bile görmemişlerdir. 10- Bu tarihi gerçekler “islam etkilenmesin” düşüncesiyle gizlenmekte , söz edilmemektedir. Türkçü politikacılar bile konuyu geçiştirmektedir. Bundan da Araplar nasiplenmektedir 9 Tevbe. 123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş hatıranda) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir. Çaygan Kuteybe’den yardım diledi.Çünkü Camhüd meliki her zaman gelip Çaygan ile cenk ederdi.Ve Çaygan’ı gayet incitirdi.Kuteybe Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi.Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü.Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş tutsak aldılar. Kuteybe emretti. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)
submitted by BABAZOOM to KGBTR [link] [comments]


2020.05.05 20:12 cinbilgisinfo Konfüçyüs Kimdir? Konfüçyanizm Nedir?

Konfüçyüs Kimdir? Konfüçyanizm Nedir?

https://preview.redd.it/zmrnb4hqlzw41.jpg?width=1200&format=pjpg&auto=webp&s=fc67fda84a2b6e8dab8e61657909237c0f4826e2
Konfüçyüs; MÖ 479 – MÖ 551 yılları arasında yaşamış, düşünür, politikacı, eğitimci ve Ru ekolünün (Çin’deki 10 düşünce ekolünden birisi) kurucusu. Konfüçyüs öğretileri genel olarak ahlak, eğitim ve politika üzerine şekilleniyor. İdeal birey nasıl yaşamalı, diğer insanlarla ilişkisi nasıl olmalı, topluma ve ülkeye katkıları gibi konuları işlediği kitapları da mevcut.
Konfüçyüs’ün Hayatı
‘Konfüçyüs kimdir?’ sorusunu kısaca cevapladığımıza göre, Konfüçyüs’ün hayatına yakından bakalım. Antik Çin’in en iyi tarihçisi Sima Qian’in Shiji (Çin’in en eski tarih kitabı) adlı eserindeki yazılara ulaşılana dek Konfüçyüs’ün hayatına dair birçok çelişki söz konusu oluyor. Shiji’ye ulaşıldıktan sonra ise Konfüçyüs hayatı aydınlanmaya başlıyor. Sima Qian’e göre Konfüçyüs Song ailesinin son veliahtı. Ailesi Song Hanedanlığın’dan Lu şehrine taşınmak zorunda kalıyor. Konfüçyüs M.Ö 551 yılında Lu (Şimdiki Shandong eyaletindeki Qufu şehri) şehrinde dünyaya geliyor. Efsaneye göre; ailesi bir erkek çocukları olsun diye çok dua ediyor ve daha sonra ise Konfüçyüs doğuyor. Konfüçyüs, duaların kabul olduğu yer olan Qiu (Ni) kutsal tepesinde doğduğu için ailesi ona Qiu(Ni) adını veriyor. Soyadı ise kabul olan dualarına atfen teşekkür anlamındaki Kong oluyor.
Konfüçyanizm Nedir?
Konfüçyanizm dinden çok hikmet ve ahlak yolu olarak kabul ediliyor. Amacı ise halkı terbiye ve ahlak ile huzura erdirmek. Konfüçyüs Seçmeler kitabında beş erdemi herkese gösterebilme yeteneğini “mükemmel erdem” diye betimliyor. Bu beş erdem: cömertlik, ağırbaşlılık, samimiyet, nezaket ve doğruluk. Konfüçyanizm düşünce akımında insan ilişkileri de çok önemli. Konfüçyanizm temelinde Kong Zi’nın ahlak, eğitim ve politik konulardaki görüşleri yer alıyor. Konu ile ilgilenen arkadaşlar yazının devamına buradan ulaşabilir.
submitted by cinbilgisinfo to KGBTR [link] [comments]


2020.04.24 14:28 RaceMeToNeptune Koronavirüs Esprileri

😂Uzun süre sonra bugün ilk defa çöp atmaya çıkacağım o kadar heyecanlıyım ki ne giyeceğimi bilemiyorum. 😂Şu karantina bitsin hepinizi pikniğe götüreceğim siz etleri ayranları alın, ben ormanı ayarlarım. 😂Berberler kapalı diye herkes kafayı 3 numaraya vurmuş, memleket Isparta komanda Tugayı gibi. 😂Fıkra gibi ülkeyiz testi pozitif çıktı diye tüm köyle sarılıp kucaklaşıp helalleşti, şimdi bütün köy karantinaya alındı. 😂Oturma odasına İzmir, mutfağa Ankara, yatak odasına da İstanbul ismini yazdım, şehir şehir dolaşıyorum ohhh. 😂Tarihte ilk defa dünyada tüm ülkedeki kadınlar kocalarının nerede olduklarını biliyorlar. 😂Sevgilisi olup da evde eşiyle karantinada olanlara da geçmiş olsun dileklerimi sunarım. 😂Korana'dan korunmak için 200 TL'ye muska yapan sahtekarlara itibar etmeyin ben size 100 TL'ye yaparım. 😂Kolonya şişesini çamaşır suyu ile, çamaşır suyu şişesini kolonya ile, kolonya şişesini sirke ile siliyorum, çıldırmama az kaldı. 😂20 yaş altı sokağa çıkmasın, 65 yaş üstü evde kalsın.... yok edilmesi planlanan hedef kitle biz miyiz ne. 😂Yüzyılın son kabadayısı korana adam, Dünyada ne kadar bar pavyon kumarhane varsa tek başına kapattı saygılar korona. 😂Çin'den kaç gündür hiç ses çıkmıyor mahallenin delisi gibi ortalığı karıştırıp kenara çekildiler. 😂2021'e girersek o bizi kutlasın, siz 2020'den nasılsa çıktınız diye. 😂İstanbul adliyesine girerken kapıda güvenlikler gülümseyerek kolonya tuttular, bu samimi ev ortamı havasına kapılarak ayakkabılarımı çıkarıp terlik rica ettim, iki kolumdan tutup dışarı attılar. 😂Yeni gelen arkadaşlık isteklerini 14 gün karantinada bekleteceğim, içerideki arkadaşların sağlığını düşünmek zorundayım. 😂Devletimiz tedbir amaçlı güzellik salonlarının kapatırsa koranadan daha korkunç şeylerle karşılaşabiliriz. 😂Millet şimdi dışarı çıkamıyor ya, her şey altüst oldu. Yaz kızım 9 ay sonra doğum patlaması yaşanmazsa ben de bir şey bilmiyorum. 😂Deprem var içeri girmeyin, virüs var dışarı çıkmayın, hayırlısıyla bir öleydik, bu ne yaaaa. 😂Korona virüsüne yakalanırsam bütün kavgalı olduklarımla öpüp barışacağım, hayatta küs kalmamak lazım. 😂Bazen evde o kadar canım sıkılıyor ki, kapıyı açıp "ooooo kimler gelmemiş" deyip kapatıyorum. 😂Soylu bizim cenahı evde tutmanın kolayını buldu, "dışarı çıkarsanız istifa ederim" desin. Açlıktan ölürler de dışarı çıkmazlar. 😂Ürdün'de bir adam aracın içinde koranadan öldüğü için aracı ile birlikte defnedildi, malını öbür tarafa götüren ilk insan olarak tarihe geçti. 😂Anneme virüs var biraz alışveriş yapalım diyorum, oda dur belki ölürüz masraf yapmayalım diyor. 😂Korkudan sadece sokağı değil, tartıya da çıkamıyorum. 😂Ev kızı isteyenlere müjde, şimdi bütün kızlar evde. 😂Kadının biri kocasının telefonunu kurcalarken korana diye bir numara kaydedilmiş görür, numarayı arar ve kendi telefonu çalar. 😂Eskiden virüs telefona bilgisayara girmesin diye uğraşıyorduk, şimdi bize girmesin diye uğraşıyoruz. 😂Eskiden biri hapşırınca çok yaşa denirdi şimdi hapşırıldığında "git ileride hapşır vallahi 155'i ararım" deniyor. 😂Bütün ülke Ali vefa gibi olduk, temas yok. 😂Şimdi de Çin'de hanta virüsü çıkmış, Cengiz Han'ın mezarını bulup çıkarın laaa, biz bu Çinlilerle başa çıkamıyoruz. 😂Şok kampanya!!!! sadece 3500 tl den başlayan fiyatlarla sizi korona olmuş gibi eşinizden alıp sevgilinize götürüp 14 gün sonra tekrar evinize teslim ediyoruz kimse şüphe etmiyor. 😂Ne eğlenceli bir gün, dur biraz da şu koltukta oturayım, sonra diğer odaya geçer duvarlara falan bakarım, olmadı bir de salon yaparım. 😂Hastaneye gittim o kadar kalabalıktı ki bir türlü bana sıra gelmedi ben de yüksek sesle doktor bey ben Çin'den yeni geldim çok hastayım dedim, ilk beni aldılar özel ilgiler odalar falan, her şey temiz çıktı gayet iyiyim evde dinleniyorum, bitmezdi ki o sıra. 😂Yüzük partisi Çiş partisi Bebek geldi partisi Bebek geliyor partisi Cinsiyet belli oldu partisi adım adım sapıtıyordunuz, şimdi düğün bile yapamıyorsunuz. 😂Az önce marketdeydim, muazzam kalabalık vardı, şöyle bir içeriye bakıp "Veli amca Allah kabul etsin ne zaman geldin umreden" dedim markette kimse kalmadı, 😂Bakıyorum da sokakta el ele gezen çift göremiyorum, hani ölümüne seviyordunuz? 😂Yaz geliyor fit olayım derken, karantinaya girdim fil gibi oldum. 😂Ay sonuna kadar kuaförler açılmazsa sarışınların yüzde doksanı yeryüzünden silinecek. 😂Bana evlen evde kalacaksın diyordunuz, hepiniz kaldınız mı evde? etme bulma dünyası işte. 😂Salgın bitince parayı kıracak 3 meslek 1 psikiyatristler 2 diyetisyenler 3 kadın doğum uzmanları. 😂Yıllarca bizi üç harfliler çarpacak diye korkuttular meğerse o cin değil Çin miş. 😂Evde durmaktan canınız mı sıkıldı? eşlerinizle telefonlarınızı değiştirin hayatınız renklensin. 😂O değil de bu sene mart ciddi ciddi kapıdan baktırdı. 😂Yarın hava güzel olacakmış, çocuklarıda alıp salona geçeyim diyorum. 😂Bu Çin'den gelen her şey şimdiye kadar çakmaydı, bi korona virüsü orijinal çıktı iyi mi. 😂Ailecek balkona çıkıp kahve içtik, babam diyor ki geç oldu artık eve gidelim. 😂Beyler sakın ola evde eşinizle kavga etmeyin gidecek yerimiz kalmadı. 😂Allah'ım dünyayı gezmek istiyorum dediğim için çok özür dilerim, mahalleyi gezsem yeter. 😂Yeminle fıkra gibi bir ülkeyiz. Borçka niçin karantinaya alındı? Artvin'in bir köyünde testi pozitif çıkan birinin ailesinden ve bütün akrabalarından helallik isterken hepsine sarılması ve şapur şupur öpüşmeleri neticesinde bütün köy ve ilçe karantinaya alınmış. Not: Adam giderken yalnız gitmeyeyim, dedi herhalde. 😂 Ulan korana bizi eve hapsettim kendin dünyayı geziyorsun, ayıp oluyor ama. 😂Bu gidişle evde kalsak Bakırköy, dışarı çıksak tahtalıköy, Allah hayra çıkarsın sonumuzu. 😂 Şekerimizi kolonyamızı aldık, görücü bekleyen gibi oturduk evde virüs bekliyoruz. 😂 Durum vahim binlerce erkek virüsten değil, evde kadın dırdırından ölecek. 😂Kim akıl ettiyse çok doğru söylemiş, dışarı çıkana para cezası değil de evinde kalana para ödülü verirse biz 5 güne kalmaz bu virüsü yeneriz.
submitted by RaceMeToNeptune to kopyamakarna [link] [comments]


2020.03.19 06:25 NewsJungle Türkiye koronavirüsten 2. ölümü doğruladı

Türkiye Çarşamba günü ikinci ölümünü koronavirüsten doğruladı.

Ülkenin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bir tweet ile "61 yaşında bir erkek hastayı kaybettik. Allah'ın ona merhamet etmesini diliyorum," dedi.

Bu arada, 93 yeni vaka teyit edilerek, taksitin ülkede 191'e yükseltildiğini söyledi.

Sağlık bakanı, evde kalmak ve halka açık toplantılardan kaçınmak gibi salgını önlemek için önleyici tedbirlerin ciddiye alınması gerektiğini yineledi.

"Bugün yapılan testler önlemlerin zorunlu olduğunu gösteriyor."

Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre, virüs geçen Aralık ayında Çin'in Wuhan şehrinde ortaya çıktı ve dünyanın dört bir yanında en az 164 ülke ve bölgeye yayıldı.

DSÖ salgını salgını ilan etti ve verileri Çarşamba akşamına kadar dünya çapında 194.000'den fazla teyit edilmiş vaka ve yaklaşık 7.900 ölüm olduğunu gösterdi.

Yeni koronavirüsün neden olduğu hastalık olan COVID-19, her durumda ölümcül değildir ve hastaların büyük çoğunluğu tamamen iyileşir.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.02.25 03:14 FantasticStar6 1001 Marka Hikayeleri Lotus Speech 莲花演说

1001 Marka Hikayeleri Lotus Speech 莲花演说
//
文周君君

https://preview.redd.it/ktoapmt6bzi41.jpg?width=2736&format=pjpg&auto=webp&s=248dc159cc8dc72a131d4e382598a61b224eddb4
第一个故事
男人拖着疲倦回到家,妻子问:“怎么这么晚回来?是不是外面有人了?”
男人忽然感到非常愤怒地对妻子说:“你怎么这么不理解我?”
第二天,他们去民政局换了一本证……
İlk hikaye
Adam eve yorgun bir şekilde sürüklendi, karısı “Neden bu kadar geç döndün? Dışarıda biri var mı?” Diye sordu.
Adam aniden çok kızdı ve karısına, "Beni neden bu kadar çok anlamıyorsun?" Dedi.
Ertesi gün, sertifika değişimi için Sivil İşler Bürosu'na gittiler ...
第二个故事
课后,老师对学生说:“如果再是这个成绩,我会劝你转校了,跟上你会很吃力。”
回家,母亲拿着试卷恨铁不成钢地指责孩子说:“再过一年高考了,你看你该怎么办,你看考得上哪个学校,你看你将来该怎么办!怎么这么不争气呢。”
晚间补习,补习老师说:“怎么教了这么多遍,你就是做不对呢?”
当晚,学生从补习老师家一跃而下,当场死亡,他才十六岁……
İkinci hikaye
Dersten sonra öğretmen öğrencilere, "Eğer yine bu sınıfsa, okula gitmenizi tavsiye edeceğim. Size ayak uydurmak zor olacaktır." Dedi.
Eve giderken, anne çocuğu demir ve çelikten nefret eden bir test kağıdıyla suçladı, "Bir yıllık üniversite giriş sınavından sonra ne yapmanız gerektiğini, hangi okulu alabileceğinizi ve gelecekte ne yapacağınızı! Bunun için savaşın. "
Akşam öğretmen, "Neden bunu pek çok kez öğrettiniz ki, doğru yapmadınız?"
O gece, öğrenci öğretmenin evinden atladı ve olay yerinde öldü, sadece 16 yaşındaydı ...
第三个故事
十年寒窗苦读,他是有名的学霸,名企招聘会上,面试官对他说:“介绍下你自己。”
他说:“啊……嗯……我……我叫……”
面试官说:“对不起,请下一位。”
走出门,他靠着墙蹲下,把简历撕得粉碎……
Üçüncü hikaye
On yıl süren sıkı çalışmanın ardından tanınmış bir okul boğasıydı.Ünlü şirketlerle yapılan görüşmelerde, görüşmeci ona "Kendinizi tanıtın" dedi.
"Ah ... um ... ben ... ben ..." dedi.
Görüşmeci, "Üzgünüm, lütfen bir sonraki lütfen" dedi.
Kapıdan dışarı çıkarken, duvara doğru çömeldi, özgeçmişini parçalara ayırdı ...
第四个故事
团队准备整整一月,精心编制各种节目,终于迎来了万众期待的年会。
董事长在员工热情的掌声中缓步走上讲台,举起话筒方才发觉演讲稿落在座位上,他望着台下黑压压的人群,一双双亮晶晶的眼睛,忽然觉得呼吸急促,头冒冷汗,双脚发抖……
他不禁往讲台中间挪了挪,这一挪,却不小心把话筒掉到了地上,台下一下子热闹起来,传来闷声的笑声。
他完全慌了神,已不记得演讲稿的内容,有些尴尬地弯下腰捡起话筒咳了两声说:“哈哈,大家,吃好,喝好!谢谢!”
然后像逃荒般地窜下台回到座位,连忙拿起纸巾擦拭满头汗水,剧烈的心跳声在耳畔久久不能散去……

https://preview.redd.it/jzzpklzebzi41.jpg?width=533&format=pjpg&auto=webp&s=d98b09e5bd201ca0589cd75c21318d915e5786d1
Dördüncü hikaye
Ekip bir ay boyunca hazırlandı, çeşitli programları dikkatlice derledi ve sonunda çok beklenen yıllık toplantıya katıldı.
Başkan, çalışanların sıcak alkışları ile yavaş yavaş podyuma çıktı ve konuşmanın oturduğunu fark etmeden önce mikrofonu kaldırdı.Atapın altındaki kalabalığa, parlak gözlerine baktı ve aniden kafasında nefes darlığı ve soğuk ter hissetti. Ayakların titriyor ...
Yardım edemedi ancak podyumun ortasına taşındı, ancak bu yanlışlıkla mikrofonu yere düşürdü ve seyirci heyecana kapıldı ve boğuk bir kahkaha duydu.
Tamamen paniğe kapıldı ve konuşmanın içeriğini hatırlayamadı. Biraz garip bir şekilde eğildi, mikrofonu aldı ve iki kez öksürdü: "Haha, herkes, iyi yemek, iyi içmek! Teşekkür ederim!"
Sonra sahneden kaçmak gibi kaçmak, koltuğa geri dönmek, hızlı bir şekilde bir doku almak ve ter silmek, yoğun kalp atışı kulaklarımda uzun süre kaybolamaz ...
第五个故事
商业路演现场,他拿着一个团队整整一个月不眠不休做出的商业计划书,已经有20万高粘度粉丝,信心十足。
当话筒递到他手上,投资人说:“请用三句话说明你的项目。”
他说:“呃……我们做的是……是……”
投资人说:“谢谢,请下一位。”
他黯然坐下,合作伙伴们都黯然低下了头,拍了拍他的肩膀,起身离去……
Beşinci hikaye
Ticari tanıtımda, bir ay boyunca üzerinde çalıştığı bir iş planları ekibi düzenledi ve 200.000 yüksek viskoziteli hayranları büyük bir güvenle vardı.
Mikrofon ona geçtiğinde yatırımcı, "Lütfen projenizi üç cümle ile açıklayın." Dedi.
"Ah ... yaptığımız şey ... evet ..." dedi.
Yatırımcı, "Teşekkürler, lütfen sonraki" dedi.
Ne yazık ki oturdu, ortakların hepsi başlarını hüzünle eğildi, omzunu okşadı, kalktı ve ayrıldı ...
第六个故事
古有贾诩一句话引起百年战乱,亦有张仪三寸不烂之舌抵百万雄狮。
历史由人演绎,社会由人诠释,生活由人改变。
今天,当我们面对各种繁琐,各种误解,各种质疑,各种矛盾,各种委屈,我们都说,这是人造成的。
蓦然回首,三省吾身,这是——沟通——造成的!
Altıncı hikaye
Eski zamanlarda, Jia Yi'nin sözleri yüz yıllık bir savaşa neden oldu ve Zhang Yi'nin üç inçlik çürük olmayan dili bir milyon erkek aslana ulaştı.
Tarih insanlar tarafından yorumlanır, toplum insanlar tarafından yorumlanır ve yaşam insanlar tarafından değiştirilir.
Bugün, her türlü sıkıcı, her türlü yanlış anlama, her türlü şüphe, her türlü çelişki, her türlü şikayetle karşı karşıya kaldığımızda, bunun insanlar tarafından oluştuğunu söylüyoruz.
Aniden geriye dönüp baktığımda, üç il benim bedenim, bu iletişim nedenli!
第N个故事
..........
Nci hikaye
..........
“莲花演说”源自“舌灿莲花,口吐莲花”,主要形容人口才好,口齿伶俐,能言善道,有如莲花般的美妙。莲花,也有纯洁,正直,吉祥之意。古月今心取“莲花演说”,意其一是人若有纯洁正直的心,逢人多说吉祥的话,这样人们便会心生欢喜,人事顺利,性格也就乐观包容,命运也就更加舒顺。意其二,公众演说,能够能言善道,犹如莲花般的美妙。
"Lotus konuşması", "dil nilüfer, tükürmek nilüfer" den kaynaklanır. Çoğunlukla popülasyonu tanımlar, eklemlidir, iyi konuşabilir ve bir lotus kadar güzeldir. Lotus ayrıca saflık, bütünlük ve uğurluluk anlamına gelir. Gu Yuejin "lotus konuşmasını" aldı. Sebeplerden biri, insanların saf ve dik bir kalbi varsa ve her seferinde hayırlı kelimeler söylerse, insanların kalplerinde sevinecek, işler pürüzsüz olacak, kişilikleri iyimser ve hoşgörülü olacak ve kaderleri daha da fazla olacak Shushun. İkincisi, halka açık konuşmalar tıpkı bir lotus çiçeği gibi nazikçe konuşabilir.
在这个科技日新月异的时代,移动互联网深入到我们生活的方方面面,改变了我们的社交方式,看似缩短了人与人之间的距离。恰恰相反的是,而今“人际交往”却成为大家津津乐道的话题,人们热衷学习“情商”,“智商”,“处理人际关系”。
Hızla değişen bu teknoloji çağında, mobil İnternet hayatımızın her alanına girmiş, sosyalleşme şeklimizi değiştirmiş ve insanlar arasındaki mesafeyi kısaltmış gibi görünmektedir. Aksine, "kişilerarası iletişim" herkesin konuştuğu bir konu haline gelmiştir. İnsanlar "EQ", "IQ" ve "kişilerarası ilişkileri yönetme" konularını öğrenmeye isteklidir.
古月今心说,从他帮助的几千位因公众演说有障碍的学员,他发现经常用正确的方式进行演说训练,不仅让更多的人成功的解决了公众演说障碍,还更加提高了沟通和谈判能力,连同日常人际关系也有积极改善。而今,古月今心已经帮助几千人因为沟通,因为演说问题而遇到困惑的人。而今,莲花演说遍布全国多个一线城市,成为中国极具影响力的互动演说训练机构,收获学员大量赞誉。
Gu Yuejinxin, halkla konuşma konusunda zorluk çeken binlerce stajyerden, çoğu zaman doğru konuşma eğitiminin sadece daha fazla insanın topluluk önünde konuşma engellerini başarılı bir şekilde çözmesine izin vermediğini, aynı zamanda iyileştirdiğini söyledi. Günlük kişilerarası ilişkiler ile birlikte iletişim ve müzakere becerileri de gelişmiştir. Bugün, Gu Yuejin Xin iletişim ve konuşma sorunları nedeniyle kafası karışmış binlerce insana yardım etti. Günümüzde Lotus konuşmaları, ülke genelinde birçok birinci kademe şehre yayılmış ve öğrencilerden çok övgü alan Çin'in en etkili interaktif konuşma eğitim kurumları haline gelmiştir.
古月今心过去十二年,把自己的全部心血和精力专注于沟通、演说事业,未来,他将一如既往……他只是希望能够帮更多人解决沟通问题,让他们不会再因为沟通问题失去家庭,不会因为沟通问题失去机会,不会因为沟通问题失去自信,不会因为沟通问题铸就大错后悔终生。
Geçtiğimiz on iki yıl boyunca, Gu Yuejinxin tüm çabalarını ve enerjisini iletişim ve konuşma nedenine adamıştır.Gelecekte, her zaman olduğu gibi devam edecektir ... Sadece daha fazla insanın iletişim problemlerini çözmelerine yardımcı olmayı umuyor, böylece iletişim problemlerinden etkilenmeyecekler Ailenizi kaybederseniz, iletişim sorunları nedeniyle fırsatları kaybetmezsiniz, iletişim sorunları nedeniyle güvenini kaybetmezsiniz ve iletişim sorunları nedeniyle hayatınızdan pişman olmazsınız.
沟通,让你学会怎么好好生活;沟通,让你学会怎么面对他人;沟通,让你学会怎么认识自己;沟通,让你学会怎样把握机会;沟通,改变命运,演讲,改变人生……古月今心说:人一生,学会好好说话,你会发现满是惊喜 。 提升演讲,做一个懂得一对多、一对一沟通的人。
İletişim, nasıl iyi yaşayacağınızı öğrenmenizi sağlar; iletişim başkalarıyla nasıl yüzleşeceğinizi öğrenmenizi sağlar; iletişim kendinizi nasıl tanıyacağınızı öğrenmenizi sağlar; iletişim fırsatları nasıl kavrayacağınızı öğrenmenizi sağlar; iletişim, kaderi değiştirir, dersler, hayatı değiştirir ... Gu Yue Jinxin dedi: Hayatınızda iyi konuşmayı öğrenin, sürprizlerle dolu bulacaksınız. Sunumu geliştirin ve bire çok ve bire bir iletişimi anlayan bir kişi olun.
submitted by FantasticStar6 to u/FantasticStar6 [link] [comments]


2020.02.20 15:16 ikizbebek Bebeğiniz erkek mi, kız mı olacak?

Erkek bebek olması için bilimsel yöntemler, Erkek bebek için hangi günler ilişkiye girilmeli? Erkek bebek için ilişki günleri, erkek bebek olması için yöntemler hakkında daha fazla bilgi edinin.
Bebeğinizin erkek mi yoksa kız mı olacağını bilmek, her şeyin hazır olması için çok yararlıdır: kıyafetleriniz, odanın dekorasyonu, adı seçin ... Ve bu, yeni bir üyenin aileye gelmesiyle yüzlerce var. Hazırlamak için. Ancak, pratiklere ek olarak, en duygusal olanıdır. Elbette 2020 Çin hamilelik takvimini duydunuz!
Gerçekten de Çin'de ve dünyanın birçok başka ülkesinde uzun bir geleneğe sahip çok basit bir yöntemdir: Çin hamilelik tablosu, ancak genel bir değil, gelecek yıl 2020'a odaklanmak için gelen yöntem. Bebeğinizin cinsiyetini bilin, ancak ultrasonun nihayet göründüğü için gelmesini istemezsiniz veya bekleyemezsiniz, operasyonu ile ilgili tüm detayları kaçırmayın.
Çin hamilelik takvimi 2020 nasıl çalışır
Çin takvimi bebeğin cinsiyetini tahmin etmek için güvenilir mi?
Erkek bebek olması için Çin Takvimi
İçinizdeki yaratığın cinsiyetini tahmin etmek için Çin takvimi 2020, yaşınıza göre ve bebeğin gebe kaldığı aya göre hesaplar. Örneğin, 30 yaşındaysanız ve çocuğunuz Eylül ayında gebe kaldıysanız, bu iki sütuna karşılık gelen eksende bakmanız gerekecek ve böylece bir erkek mi yoksa kız mı olacak bileceksiniz.
Bebeği gebe bıraktığınız kesin tarihi hatırlamıyorsanız, son dönemi yaptığınız güne göre yaklaşık bir hesaplama yapmanız gerekecektir. Sonraki iki haftayı referans olarak almanızı öneririz.
Gördüğünüz gibi, erkek bebek için Çin takvimi okuması basittir: dikey sütunlar yılın aylarını ve yaşın yatay olanlarını gösterir, sadece kaldığınız zamanda kendinize bakmak zorundasınız. Hamile ve meydanın mavi olup olmadığını görün (bu durumda erkek olmanın daha muhtemel olduğu anlamına gelir) veya pembe (kız olmak). Sadece okumak, anlayışın gerçekleştiği aya bakmak ve yaşınızı yazmak kalır.
Henüz hamile değilseniz ve bir erkek bebek sahibi olmak için bir adım daha gitmek istiyorsanız, masaya bakın ve gebe kalmak için en iyi günün ne olduğunu bileceksiniz. Örneğin, Domuz 2019 yılı boyunca 35 yaşına girerseniz ve bir erkek ya da kız arıyorsanız, dileklerinizin gerçekleşme olasılığının daha yüksek olacağı günlere bakmanız gerekir. Bunun belirli bir bilim olmadığını ve o gün hamile kalmanızın zor olduğunu, ancak denemek istiyorsanız, devam edin!
Astrologların dediği gibi, Domuzun yeni Çin yılı, büyüyen empati, yaşam sevinci ve pozitifliğin eşlik ettiği sevgi, iyi niyet ve cömertlik ile damgalanacak. Profesyonel ve kişisel alanlarda yeni stratejiler geliştirmeniz gerekiyorsa mükemmel bir zaman olacaktır.
submitted by ikizbebek to u/ikizbebek [link] [comments]


2020.02.19 14:59 kyoko78 Türkiye'nin şuan bu halde olması kaçınılmazdı.

Bu yazımda içimden geldiği gibi (kendi düşüncelerim) Türkiye'deki siyasi değil toplumsal sorunlardan bahsedeceğim. Aileniz yada büyüklerinizden mutlaka duymuşsunuzdur. "Elinizde her fırsat var. Bilgiye ulaşmak çok kolay. Bizim zamanımızda bunlar yoktu. Yeni nesil çok bozdu." gibi cümleler. Başta haklı gibi görünüyor. Ama zaman değişiyor. Onların zamanına bakalım. 2.Dünya savaşından (1950'lerden) sonrası. O zamanlarda savaştan yeni çıkıldığı için insan nüfusu azdı. İş ise fazlasıyla vardı. Çünkü ülkenin toparlanması lazımdı. Lise mezunu bir baba bir işte çalışarak 3 çocuklu bir aileye rahatça bakabiliyordu. Kredi çekmeden ev ve araba da alabilirdi. İlkokul mezunu biri bile gelecek kaygısı olmadan yaşıyordu. Ayrıca bi yere çit çekip "Burası benim." desen direk mülküne katıyordun. Çünkü nüfus az ve ülkenin büyümesi lazım. Ayrıca bazı yerlerin kimin olduğuna dair kesin bilgiler yoktu. Paramızın değeri çok yüksekti. ABD, Güney Kore, Japonya, Çin gibi yerlerin paralarının değeri çok düşüktü çünkü henüz gelişmemişti. Microsoft, sony, samsung gibi markalar da henüz yoktu. O yıllarda bu bahsettiğim markalar kuruldu. Peki onların elinde bilgisayar var mıydı? Yoktu. Hepsi ülke olarak bizden daha kötü durumda olmasına rağmen o yoklukta yeni icatlar çıkardı. Peki bizim halk (baba ile dedelerimiz) naptı? Hiçbir şey. Koç holding gibi şirketler var ama uluslararası mı? Değil. Sadece ülke içinde. Bizim halk onlardan daha iyi şartlarda olmasına rağmen Dünya'ya satacak bir şey üretmediler. Çünkü en rahat ve en şanslı nesildiler. Dediğim gibi ilkokul mezunu bile gelecek kaygısı olmadan evlenip 3 çocuk yapabiliyordu. Ev, araba alıyordu. Büyük icatlar yapmadı. Çünkü tembellerdi. Hep "Bizim zamanımızda imkan yoktu." diyorlar. Diğer ülkelerdeki insanlardan daha iyi yaşadı hepsi. Rahat rahat her şeyi almaya güçleri yetti. Atatürk sayesinde gelen laiklikle birlikte erkek ve kadın birlikte eğlenebildi. Şimdi gelmiş bize "Yeni nesil çok bozdu, çok ahlaksızlar." diyorlar. 1-Bu nesil uzaydan gelmedi. Sizin genlerinize sahip. 2-Bu nesli siz yetiştir(eme)diniz. Şimdiki zamanda aşırı derece çok nüfus var. O zamanda şimdikinin yarısı kadar bile efor sarf etmene gerek yoktu. Çünkü iş için insan lazımdı. "İmkan yoktu." lafı tembelliklerini saklamak için bi kılıf. Tekrar diyorum. Diğer ülkedeki insanlar bizden daha kötü durumdaydı ama şimdiki hallerine bak. Millet olarak tembeliz biz. Şimdiki nesil bok gibiyse bunun sorumluları zamanında bu ülkenin kaymağını yediği halde bi bok yapmayan nesildir. Doğur, okula ver, sevgisiz büyüt. Ne bekliyorlardı ki acaba. Psikolojik sorunlarınız, gelecek kaygınız varsa, aptalsanız, insanlarla iletişiminiz kötüyse, tembelseniz hepsi onların suçu. Bok gibi genleriyle çocuk yaptılar. Daha kötüsü ilgilenmediler. Ne kendileri gelişti ne bizi geliştirdiler. "Çok bilgisayara, tablete, telefona bakıyorlar." diyorlar ama hiç biri NEDEN bakıyor diye sormuyor. Hala 1950'lerde olduğumuzu sanıyorlar.
Kısaca millet olarak tembeliz ve şuan içinde bulunduğumuz durum kaçınılmazdı.
Tartışmak isteyen varsa küfürsüz bi şekilde yorum kısmına fikirlerini yazabilirler.
Edit: Yazmayı unutmuşum. 45 yaşında (o civarda) emekli oldular ayrıca.
submitted by kyoko78 to KGBTR [link] [comments]


2020.02.07 01:21 karanotlar Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen

Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen
https://preview.redd.it/g4cvfpitaef41.png?width=209&format=png&auto=webp&s=47dda2517cedc785420ce445f4031990dace3fb4
Çin’deki anarşist fikirlerin izi ilk Taocu filozoflara dek sürülebilir. Yirminci yüzyılın başlarında, anarşist fikirler Çin’de Çinli entelektüeller ve yurtdışındaki öğrenciler arasında yeniden dolaşmaya başladı. He Zhen, 1907’de Sosyalizm Çalışmaları Topluluğu’nu birlikte kurdukları eşi Liu Shipei (1884-1919) ile Tokyo’da yaşayan ilk Çinli anarşist feministti. Birlikte ilk Çince anarşist mecmualardan biri olan Natural Justice’i [Doğal Adalet) yayımladılar Çin toplumunda kadının konumu Çinli anarşistler için önemli bir konu haline geldi. O zamanlar, ayak-bağlama ve cariyelik hâlâ yaygın uygulamalardı. Aşağıdaki pasajlar onun ilk olarak Eylül ve Ekim 1907’de Doğal Adalet’te yayımlanan “Kadınların Kurtuluş Sorunları” adlı makalesinden alınmıştır. Çeviri Oregon Üniversite¬si Tarih Bölümü’nden Hsiao-Pei Yen tarafından yapılmıştır.
SON BİRKAÇ BİN YILDA DÜNYA… sınıf hiyerarşisi tarafından kurulmuş ve erkeklerin egemenliğindeki dünyadır. Dünyayı daha iyi hale getirmek için, erkek egemenlik sistemini saf dışı bırakmamız ve eşitliği uygulamamız gerekiyor, böylece erkekler ve kadınlar dünyayı paylaşacaktır. Tüm bu değişimler kadın kurtuluşu ile başlar. Binlerce yıldır, Çin’in toplumsal yapısı kadını boyun eğen köleler haline gelmeye zorlamıştır. Eski zamanlarda kadına erkeğin mülkü gibi davranıldı. Sefahati engellemek için, erkek, cinsiyetler arasındaki farklılıkları vurgulayan ahlaki öğretileri kurdu. Zaman boyunca, erkek ve kadın arasındaki fark doğal bir yasa olarak görüldü. Kadın kendi özel alanıyla yetindi, ender olarak seyahat edebildi… Kadının sorumluluğu çocukları yetiştirmekle ve hane halkını çekip çevirmekle sınırlandırılagelmiştir.
Çin dini nesillerin atalarının ruhunu taşıdığına inanır, böylece insanlar üremenin ölümsüzlüğe ulaşma yolu olduğunu düşünür. Çin politik sistemi çocuklara mülkiyetmiş gibi davranır, dolayısıyla insanlar üremeyi zenginlik elde etme aracı olarak düşünür. Bu yüzden, erkeğin cinsel zevkini destekleyen hem dini hem de politik sistemle, erkek kadına, insan üremesinin bir aracıymış gibi davrandı. Üstelik, Çinli erkek önemsiz ev işleriyle ilgilenmeye nadiren isteklidir: Bunun yerine, hem bütün fiziksel işleri hem de çocuk bakımını kadınlara yaptırırlar. Çocuk yetiştirmeyi ve hane halkını idare etmeyi kadının müebbet mesleği yapan başka nedenler de vardır. En başta, erkek kadına özel mülkiyeti gibi davranır.
İkinci olarak, modern zamanlar öncesindeki düşük yaşam standartları, tek başına erkek emeğini aileyi beslemek için yeterli kıldı, bu yüzden varlıklı ailelerin kadını çocuk yetiştirmek ve ev işlerini idare etmek dışında nadiren çalıştı. Bu yüzden, kölelik ve aylaklığın bütün kötülükleri kadının etrafında toplanır… Genellikle sadece fakir ailelerdeki kadınlar, yaşamak için kendilerine bel bağlarlar. Tarlalarda çalışırlar; hizmetçi olarak ücretli çalışırlar; en kötüsü, fahişe olurlar. Bu kadınlar, fiziksel olarak daha az sınırlanmış olmalarına rağmen, asla ruhsal kurtuluşa erişemezler. Gerçekte, fiziksel özgürlüğü elde eden kadın aslında en fazla sömürülen, en fazla aşağılanan ve en fazla küçük düşürülen kadındır…
Erkek kadının kurtuluşundan kaçınmak ister, çünkü kurtuluşun kadının karmakarışık davranışlarına neden olacağından korkar. Erkek kadın üzerine ne kadar fazla sınırlama koyarsa, kadının günaha yönelik arzuları o denli güçlü hale gelir. Hırsızlığın yasaklanmış olmasına rağmen, hırsız bir kere bir objenin değerini anladığında çalma arzusunun sadece güçlenmesine benzer şekilde, kadın da, kendini sınırlamamaya yönelik herhangi uygun bir fırsatı kavrayacaktır. Bunun için, özgürlük değil kapatılma ve sınırlandırılma kadının eşini aldatmasına neden olur. Çinli insanlar özgürlüğün kadını karmakarışık yapacağını nasıl söyleyebilir? Gerçek nedeni anlamıyorlar. Kadının özgürlüğüne ne kadar yasak koyarlarsa, kadın ahlakı da o denli dejenere hale gelir. İşte bu nedenle Çinli kadın gelişemiyor… Gerçek özgürlük, bütün sınırlamalardan tam bağımsızlık anlamına gelir. Günümüz Batı evlilik sistemi iktidar, zenginlik, ahlak ve yasa koşulları tarafından sınırlanır. Evliliğin gönüllü olduğunun söylenmesine rağmen, Batıdaki bütün erkekler ve kadınlar sadece sevgi için mi evlenir? Erkekler kadınları sıklıkla zenginlikleri ile baştan çıkarır; varlıklı ailelerden kadınlar da daha fazla talibi çekebilir. Hatta bazı durumlarda, zengin erkek fakir kadını kendisiyle evlenmeye zorlar. Bu, evliliğin zenginlik üzerinden sınırlandırılmasıdır. Bazı durumlarda, erkek kendi ilerlemesinin bir aracı olarak, prestijli geçmişi olan kadınla evlenir; diğer durumlarda, prestijli erkek düşük sosyal statülü kadınla sınıf farklılıklarından dolayı evlenemez. Bu, evliliğin iktidar üzerinden sınırlandırılmasıdır. Basitçe söylemek gerekirse, özgür evlilik yoktur!… Yasa ile yönetilen modern toplumlardaki kadınlar, erkeklerle aynı eğitimi almalarına rağmen, nadir olarak siyaset bilimi ve hukuk okuma şansına sahip olurlar, orduya veya polis akademilerine kaydolma şanslarından bahsetmek bile gereksiz. Bürokrasi ile yönetilen modern devlette kadının erkekle eşit fırsata sahip olduğunun söylenmesine rağmen, kadınlar memur olamazlar. Cinsiyet eşitliği sadece lafta kalır.
Kadının kurtuluşu, kadına gerçek eşitliğin ve özgürlüğün zevkini getirmelidir. Batı sistemi kadına sadece lafta kalan özgürlük ve eşitliği getirir. Sahip olduklarını iddia ettikleri özgürlük gerçek özgürlük değil, sahte özgürlüktür! Eşitlik, sahte eşitliktir! Gerçek özgürlük olmadan, kadın tam gelişmişlikten mahrum kalır; gerçek eşitlik olmadan hiç kimse insan haklarından yararlanamaz. Asyalı kadın, Batı medeniyetinin gelişimine hayranlık duyarak, Batılı kadının kurtulmuş olduğuna ve erkekle tam özgürlüğü ve eşitliği paylaştığına inanıyor. Batılı kadının ayak izlerini takip etmek istiyor. Yazık! Kadın devrimi çağında olduğumuz için kadının sadece sahte özgürlüğe ve sahte eşitliğe sahip olmasını istemiyorum; kadınların gerçek özgürlüğe ve gerçek eşitliğe ulaşacağım şiddetle umut ediyorum! Son yıllarda, insanlar Çin toplumunda kadının kurtuluşunu aramaya başladılar. Kadının kurtuluşu aktif olarak veya pasif olarak başarılabilir. Kurtuluşa aktif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Bu, kadınların kendi kurtuluşları için mücadele etmesi ve onu savunmasıdır. Kadın kurtuluşuna pasif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Kurtuluşun kadına erkek tarafından bahşedilmesidir. Bugün Çinli kadının kurtuluşu genel olarak pasif yoldan teşvik ediliyor. Kadın kurtuluş hareketinin savunucularının çoğu erkek olduğunda, kadınlar erkekler kadar kazanç sağlamaz. Geçmişte bütün kalbiyle kadının kapatılmasını ve sınırlandırılmasını destekleyen erkek, neden son yıllarda kadın kurtuluşunu ve cinsiyet eşitliğini destekliyorlar? Bunun için üç açıklama vardır. İlki, Çin erkeğinin çıplak iktidara tapınmasıdır. Çin’in, Avrupa, Amerika ve Japonya gibi dünyayı medenileştiren başlıca güçlerin sistemini izlemesi gerektiğine inanıyorlar. Eğer Çinli erkekler, karıları ve kız çocukları için ayak-bağlama uygulamasını yasaklayarak onları okula gönderseler ve onları eğitseler, Çin’in medeni olduğu düşünülecek. Çinli erkekler ve aileleri, uygarlık ününün zevkini çıkaracaklar. “Medeni” erkekler kendi “medeni” kanlan ve kız çocuklarıyla kamusal alana çıktıklarında, başarıları için alkışlanacaklar. Bu erkekler kadın kurtuluşunu kadınların hatırı için mi teşvik ediyorlar? Kadınları sadece kendi ünlerine ulaşmak için kullanıyorlar. Onların bencil kaygıları, kadınlara kendi özel mülkiyetleri olarak davrandıklarını kanıtlar. Eğer kadın gelişiminin onların şöhreti üzerine etkisi olmasaydı, kadın kurtuluşu ile bu denli ilgili olmayacaklardı. Çinli erkeğin kadını özelleştirmesi, kendisini ilk kez eski geleneksel toplumda kadınları sınırlama çabalarında göstermişti; artık kendisini Batı modeli üzerinde kadın özgürlüğü için verilen destekte gösteriyor. İkinci olarak, Çinli erkeğin kadın özgürlüğünü teşvik etmesi, Çin’in ekonomik durgunluğuyla alakası var. Orta-sınıf aileler kadın üyelerini beslemekte zorluk çekiyor.
Erkekler kadının sınırlandırılmasından bir şey elde etmediklerinin, hatta bu sınırlandırmanın ekonomilerini enkaza çevirdiğinin farkındalar. Bunun için kadın bağımsızlığını savunuyorlar ve kadının erkeğe ekonomik bağımlılığının onların en büyük düşmanı olduğunu görüyorlar. Çinli erkekler kız çocuklarını kız okullarına girmeleri için cesaretlendiriyor. Daha az varlıklı ailelerden kadınlar nakış, örgü, dikiş ve aşçılık gibi el sanatları öğreniyorlar. Şanslı olanlar öğretmen okullarına giriyor. Daha gelişkin kadınlar, düzenli müfredat dışında eczacılık ve fen gibi profesyonel eğitim alıyorlar. Erkekler kadınların eğitimini onların iyiliği için değil, kendi iyilikleri için teşvik ediyorlar. Mezuniyetlerinden sonra kadınlar öğretmen veya becerikli işçiler olarak kendi yaşam gereksinimlerini karşılayabilirler. Hem de ailelerine bakmaya mecbur kalırlar. Kızlarıyla birlikte ailenin mesuliyetini paylaşırlar, hatta eve en fazla ekmek getiren olurlar, erkekler daha fazla boş zamanın zevkini çıkarır veya paralarını metreslerine ya da fahişelere harcayabilirler. Erkekler herhangi bir sınır olmadan zevk sürmeye devam ederlerken, kızları çetin yaşam koşullarının ıssızlığında acı çekerler. Erkek, kadının bağımsızlığını kendi çıkarları yüzünden savunur, işte bu, Çinli erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesinin ikinci nedenidir.
Üçüncü neden, Çinli erkeğin ailesine değer vermesi ve çocuklarından büyük beklentileri olmasıdır. Ancak, kendi başına ev işlerini yönetme ve çocukları yetiştirme göreviyle başa çıkmak için yeterli ve uygun değildir. Kadının sorumluluk almasını isterler. Bu yüzden, ev ekonomisi Çin’deki kız okullarının en popüler konusu haline gelmiştir. Çin’de yeni kurulan parti (Devrimci Güç Birliği) bile, ev içi eğitimin tüm eğitimlerin temeli olduğunu iddia eder. Bu şu anlama gelir; medeni bir kadın ev işlerini geri kalmış bir kadından daha iyi halledebilir; medeni bir kadın çocuklarını geri kalmış bir kadından daha iyi eğitebilir. Aslında, aile erkeğe aittir, bu yüzden aileyle ilgilenmek erkeğe hizmet etmek gibidir; çocuklar da erkeğe aittir, çünkü annelerinin yerine babalarının soyadını alırlar. İşte bu nedenledir ki, erkek kadını kendi amaçları için kullanmak ister. Sonuç olarak, üstteki üç neden erkeğin kadın kurtuluşundan bencilce yarar sağladığını gösterir. Kadının bağımsızlığını elde etmesine ve onun medenileşmesine yardım ettiğini iddia eder; fakat, kadınlara kurtuluş umudu verirken aslında onları sıkıntılar içine sokar. Geleneksel toplumda, erkek kadından daha üst statüye sahipti, fakat kadın daha fazla boş zamandan ve fiziksel özgürlükten yararlanırdı; günümüz toplumunda, erkek hâlâ kadından daha üst seviyede, fakat bu kez kadın erkeğin işlerini paylaşıyor ve erkek de kadınların zevklerinden yararlanıyor. Kadınlar erkek tarafından kullanılmaktan neden mutlu olsun ki? Aptal kadınlar, kadın kurtuluşunu başlattıkları için erkekleri yere göğe sığdıramıyorlar. Bu kadınlar, Mançu meşrutiyetçilerini yere göğe sığdıramayanlarla tam da aynı şeyi yaptıklarının farkında değiller. Mançu bir anayasa tasarlamıştı, fakat halka politik güç vermeye istekli değildi. Aynı şekilde, erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesi de, kadınların gerçek gücü erkeklerin ellerinden alacakları anlamına gelmez. Her işi erkeklerin yapması gerektiğini söylemiyorum, veya kadın haklarının genişletilmemesi gerektiğini ve kadınların görevlerini isteklice yerine getirmeleri gerektiğini öne sürmüyorum. İleri sürdüğüm şey, kadın hakları hareketinin erkek tarafından bahşedilmesi değil, kadın tarafından kazanılması gerektiğidir. Eğer kadın erkekten emir alırsa, zaten özgürlüklerini kaybetmiş demektir; eğer kadın haklarını erkekten alırsa, zaten erkeğe bağımlı olmuş demektir. Kadın kurtuluşu erkeğin yetkisinde olduğunda, erkek kadından yararlanır ve nihayetinde kadını kendi tahakkümüne maruz bırakır. Bu nedenle, kadının kendi kurtuluş yolunu, bu yolu erkeğin ona vermesine bel bağlamadan araması gerektiğini savunuyorum. Bugün Çinli kadınların tümü kendi kurtuluşlarına yönelik cevabi erkeklerde arıyorlar. Pasif bir rol almak istiyorlar, çünkü özbilinçten yoksunlar. Özbilinç olmadan, kadın erkek tarafından manipüle edilir, ama hâlâ erkeği onurlandırır. Bu kadınlar en utanmaz kadınlar değiller midir? Kadının pasif kurtuluşunun sakıncalarından bahsettim. Şüphesiz ki, özgürlük ve eşitlik için can atan ve gelenekler tarafından sınırlandırılmak istemeyen bazı Çinli kadınlar vardır. Kurtuluşun tesisi kendi iradelerince yönlendiriliyor görünüyor. Fakat, onların gerçek motivasyonunu keşfetmemiz gerekli. Gerçekte istedikleri şey, özgürlük ve eşitlik adına başıboş cinsel arzuların zevkine varmaktır. Kurtuluşu, neredeyse, cinsel arzuları serbest bırakmanın yolu olarak yorumluyorlar. Sadece, kadın toplumu dönüştürecek gücü elde edecek kadar geliştiği takdirde gerçek kurtuluşa erişilebileceğini anlamıyorlar. Kadın sadece aşkla ve seksle ilgilenirse, insanlığı kurtarma ruhu ölçüsüz arzularla yer değiştirecek ve böylece görev tamamlanamayacaktır. Bu, kadının saplantısı özgür aşkın kovalanmasından kaynaklanıyorsa mazur görülebilir. Ancak çok az Çinli kadın bu kategoriye girmektedir. Sadece bazıları bu dayanılmaz isteklere direnemez ve herhangi bir erkekle flört eder; bazıları baştan çıkartılır ve yıkılmış hale gelir. Bazısı vücutlarını para için satar; ya fahişelikle ya da zengin erkeklerle kırıtarak flört ederek para kazanırlar. Birinin para uğruna bu denli gözden düşmesi en onur kırıcı davranıştır. Böylesi bir davranışı bir özgürlük eylemi olarak adlandırabilir miyiz? Ayrıca, “kurtuluş” kelimesi aslen kölelikten özgürleşme anlamına geldiği için, fahişeler ve kurtulmuş kadın arasında nasıl bağlantı kurabiliriz? Bu kadınlar, kurtuluşu cinsel düşkünlük ile karıştırıyor, bu yüzden, bu kadınların zaten en bayağı fahişeler haline geldiklerinin farkına varmaları zordur. Bugün beyaz kadın, cinsiyet eşitsizliğinin sakıncalarını anlıyor ve cinsiyet eşitsizliğinin kökeni olarak eşitsiz güç dağılımını gösteriyor. Kadının oy hakkı için mücadele eden örgütlenmeleri oluşturuyor… Kadınların çoğunluğu hâlihazırda hem hükümet hem de erkek tarafından eziliyor. Seçim sistemi, üçüncü bir yönetici grubun, elit kadınların, takdim edilmesiyle baskısını artırıyor. Baskı aynı kalsa bile, kadınların azınlığı hâlâ kadınların çoğunluğunun irade zayıflığından yararlanıyor…
İktidardaki birkaç kadın iktidarsız kadınların çoğunluğuna hükmettiğinde, eşitsiz sınıf farklılıktan kadınlar arasında vücut bulur. Şayet kadınların çoğunluğu erkekler tarafından kontrol edilmek istemiyorsa, neden kadınlar tarafından kontrol edilmek istesinler ki? Bu yüzden, erkeklerle iktidar için mücadele etmek yerine, kadınlar erkeklerin kanunlarını yıkmaya çabalamalıdır. Erkek bir kez ayrıcalıklarından soyunduğunda kadınla eşit olacaktır. İtaatkâr kadın ve itaatkâr erkek olmayacaktır. Bu, kadınların kurtuluşudur, bu, radikal bir reformdur. Neden var olan parlamenter sistemle ve nihai hedef olarak oy hakkı hareketleriyle hoşnut olalım? Sadece, kadınlar, hareketlerini hükümete girmekten hükümetin kökünü kazımaya dönüştürdüğünde hoşnut olabiliriz!
He Zhen (Doğal Adalet, Cilt. 7-10, Eylül – Ekim 1907)
Çeviri: Nil Erdoğan, Mustafa Erata Bu yazı Robert Graham’ın ANARŞİZM: Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi isimli kitabından alınmıştır.
http://anarsizm.org/kadinlarin-kurtulusu-1907-he-zhen/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.01.26 15:17 tiridates3 HETEROSEKSÜELLİK VE KENDİMİZİ KEŞFETMEK ÜZERİNE

Dostlar Merhaba,herkesin bildiği gibi günümüz teknolojisi ve "Medeniyet" denilen kavram sonucunda toplumlar belli başlı sosyolojik yapılanmalara giriyorlar ve bu konuda biz insanlar(Voluptatemian) hedonizmimize yenik düşüp belli başlı sapkınlıklara girişebiliyoruz.Bugün değineceğim konunun önemini günümüz Avrupa ülkelerinin çoğu özetliyor zaten ki bence bu ülkeler bu problemin farkında olup hala harekete geçmiş değiller.Benim burada anlatacaklarım herhangi bir cinsel eğilim ve cinsel seçime karşıt değildir fakat 19.yy Nihilist düşünürlerinin de belirttiği üzere çok da önemli bir konu... Bundan yaklaşık 200 sene öncesinde günümüzü öngörebilen bu kişiler özellikle çoğu Alman düşünürü(Hegel,Schopenhauer,Schelling) gibi insanların zaten o dönemde günümüz Almanyası için öngördükleri "Kendine yenik düşme" kavramı ile birlikte ileride olacak Doğum/Ölüm oranlarının ki bunları tamamen milliyetçi bir biçimde oluşturmuşlardır; örneğin Bir Alman ailenin oluşumu,evlilikleri,çocuk yapmaları durumu. Neyse ki bu durumu ileride insanların sadece cinsel zevkler gereğince hareket edeceklerini ve hatta bir süre sonra üremeyi durduracaklarını da belirtmişlerdir ki.. şuan günümüz Avrupa ülkelerinin çoğunda bu geçerliyken(bknz işçi göçleri almaları) evet tabiki bazılarımız bunu çoğrafi açıdan gelişmişlik olarak da nitelendirebilir ama bu aslında tamamen gelişmişlik demek de değildir ve aksine Türkiyedeki nüfus artış hızının fazlalığı da ekonomik durumu ve iş rekabetlerini de arttırıyor ki ben bunu sizin değerlendirmenize bırakıyorum çünkü burada değineceğim konu tamamen farklı:Doğal dediğimiz durumdan çıkmakla başlıyor,özellikle günümüz Türkiyesi bu duruma çok müsait örnekler sunuyor.(ki bu durumların bazıları grubumuzda NSFW içerik olarak paylaşıldı.). Bazı insanlar kontrolleri dışında bazı eğilimlere gidebilirler bu çok normaldir zaten bunun üzerine son bir kaç yüzyıldır önemli psikoanalitikçi ve sosyologlar çok fazla çalışmalar yürüttüler lakin bu durum bir toplumsal histeriye dönüşmeden önce herkese "Benim cinsel konumum nedir?" diye soru sormasını rica ediyorum çünkü bu durumda gitmenin ne gelişmişlik ve ya modernizmle tam olarak bir alakası yok bunun kanıtı olarak Sigmund Freud`un "Psikoseksüel Kuram"ını iyice inceleyebilirsiniz. Burada durum Doğal olan Erkek Kadın ilişkisinin sekmesi ile insan neslinin tamamen teknolojik bir şekilde devamını gerektiriyor ki burada çoğumuzun bilebileceği gibi önümüze Kardashev Ölçeği denilen kavram çıkıyor,bu kavramla ilgili ileri atılmış sosyolojik teoriler de çok fazla kısacası ileride insanların doğal olan Kadın Erkek birleşimi bizim Heteroseksüel diye adlandırdığımız ki aslında olması gereken farklı cinsiyetlerden partner oluşumlarının git gide azalacağı ve bir süre sonra gerçekten insanlığın ve dünyanın tıpkı Cyberpunk oyunlarındaki gibi bir geleceğe varacakları şüphesiz ki ortada, fakat bunu tam tersinir düşünceler ise bu durumdaki cinsellik durumlarının insanlar için felaket olduğunu belirtiyor. Şuan Coronavirüs`ün çıkarıldığı Çin de aynı zamanda Dünyanın 3.genleri değiştirilmiş bebeği(Güya 3.bebek) de yapıldı ki bu durum siyasal,askeri,toplumsal açıdan tam bir felaket, düşünsenize bundan yaklaşık 70-80 sene önce SSCB`de yapılan Maymun-İnsan deneylerini amaç tamamen Siyasi liderlerin askeri üstünlükleri ile Dünyada farklılıklar yaratması belki yıkım belki de savaştı.... Kısaca şunu bilmemiz gerekiyor Doğal olandan uzaklaşıyoruz ve insan günümüz konumuna,bu sıkıntılarına da başta da değindiğim gibi Teknoloji ve "Medeniyet" dediği kavram yüzünden geldi.O yüzden lütfen herkes kendini gerçekten keşfetmeye çalışsın ve taklitçi psikoloji ile davranıp kendi Doğal olanını kaybetmesin. Gelecek nesillerin de Anneleri ve Babaları olmasına ihtiyaç var...
submitted by tiridates3 to KGBTR [link] [comments]


2020.01.18 22:39 lussstt Kuşadası Masaj Salonu

Kuşadası Masaj Salonu, Ada Masaj 🚘 Açık Adres : 🚶‍♂🚶‍♂Cumhuriyet mahallesi, turizm sokak, no:6a - Kuşadası/Aydın GSM : 📲 0552 544 7928 Kuşadası Masaj Salonu Fiyatlarımız : 30 dakika Masaj 100 ₺ 45 dakika Masaj + Sauna 120 ₺ 60 dakika Masaj + Sauna + Hamam 150 ₺ 60 dakika Masaj + Sauna + Jakuzi 150 ₺ Sadece Sauna 50 ₺ Sadece Hamam 50 ₺ Telefon : 📲 0552 568 2905
Ada Kuşadası Masaj Salonu Kuşadası · Kuşadası masaj salonu, 0552 568 2905, Kuşadası masaj, kuşadası masaj salonları, Masaj Salonu. Masaj, Masöz bayan, Hamam, Sauna, Kese, Köpük Hizmetleri. Kuşadası masaj salonları içinde seçkin bir yeri olan salonumuzun ferah ve mistik ortamında bedeninizle birlikte ruhunuza hitap ederek yapacağımız masajla kendinizi olağanüstü hissedecek ve bir sonraki seans için acele edeceksiniz.
💆‍♂️💆‍♀️30 dakika masaj 100 tl 💆‍♂️💆‍♀️45 dakika masaj + sauna 120 tl 💆‍♂️💆‍♀️60 dakika hamam, masaj, sauna 150 tl
⚔️Fiyatlarımız fix tir 5 çalışan masöz bayan ile kuşadasında hizmetinize amadeyiz.
Telefon 📲 : 0552 568 2905

kuşadası #masaj #masöz #salonu #aydın #söke #nazilli #selçuk

Kuşadası masaj salonu bünyesinde vücuda tamamen uygulanan klasik masaj, dolaşım hızını arttırarak dokuları ve hücreleri canlandırır, dolaşımı düzenler, kas gerilimini azaltarak konsantrasyonu güçlendirir.Masaj yaptıran kişi günün yorgunluklarından ve stresinden kurtulur; rahat ve keyifli bir ortamda kendini zinde ve dinlenmiş hisseder.Masaj yağları ile yapılır ancak bazen isteğe bağlı olarak kayganlaştırıcı malzeme kullanmadan da uygulanabilir.
Kuşadası Masaj Kuşadası Masaj, Her şey bir sürpriz ile başlar. Kuşadası Masaj Salonu sizlere Gevşeme ve Rahatlama yanında Stres ve Yorgunluğunuzu Üstünüzden Atmanızı Sağlar. Kişiye Özel Masaj Odalarını ve Çalışan Masözlerimizden İstediğinizi Seçme Şansını Sunuyoruz. Son derece Elit bir Masaj Salonu olan Spa Merkezimiz, Diğer masaj salonlarına hitaben hizmet Kalitesinden Asla Ödünç Vermez. Bu şekilde bir çalışma sistemi siz değerli müşterilerimizi Memnun etme amaçlı olarak sistematik bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz.
Kuşadası Masaj Salonu Hizmetleri :
olarak verdiğimiz masaj çeşitleri ve kapsamlı masaj hizmetleri kuşadası konumundaki merkezi bir yer olan, Spa merkezi sizleri davet ediyor. kuşadası masaj salonu
Aydın / Kuşadası ilçesinde İnanılmaz Masaj Salonu Hizmetleri İle Karşılaştığınızda Şaşırmayın ! Büyük şehirlerde görmediğiniz Dizayn, Dekor ve Salonun Soft Kokusu, İlgi alaka sizleri memnun edecektir.
    • Kuşadası Masaj
    • Kuşadası Masaj Salonu
    • Kuşadası Masaj Salonları
    • Masaj Kuşadası
    • Masaj Salonu Kuşadası
    • Masaj Salonları Kuşadası
    • Masaj
    • Masaj Salonu
    • Masaj Salonları
    • Kuşadası
    • Aydın Kuşadası Masaj
    • Aydın Kuşadası Masaj Salonu
    • Aydın Kuşadası Masaj Salonları
    • Aydın Masaj
    • Aydın Masaj Salonu
    • Aydın Masaj Salonları
    • Masaj Aydın
    • Masaj Salonu Aydın
    • Masaj Salonları Aydın
    • Kuşadasında Masaj
    • Kuşadasında Masaj Salonu
    • Kuşadasında Masaj Salonları
    • Kuşadasındaki Masaj Salonları
    • Kuşadasında Masaj Salonu Var mı ?
    • Kuşadası Masöz
    • Masöz Kuşadası
    • Kuşadası Masözleri
    • Kuşadası Masör
    • Masör Kuşadası
    • Masör
    • Bay&Bayan Masaj Salonu Kuşadası
    • Aile Masaj Salonu Kuşadası
    • Kuşadasında Aile Masaj Hizmeti Veren Yerler
    • Kuşadası Çift Masajı
    • Kuşadası Erkek Masör
    • Kuşadası Bayan Masöz
Aydın Kuşadası Masaj Salonları ;
Olarak Masaj'a Verdiğimiz önem ve ilgimiz, yaptığımız işin hakkını vererek özene bezene sizlere bu ilkelerimizi tanıtmamıza izin vermenizi önemle rica ediyoruz. Bir defa dahi olsa diğer salonları unutup Salonumuza Davet ediyoruz.
Web Sitelerimizi Ziyaret Edebilirsiniz :

kuşadasımasaj #kuşadasımasajsalonu #kuşadasımasajsalonları #kusadasi #kuşadası #kusadasimasaj #kusadasimasajsalonu #kusadasimasajsalonları #kuşadasımasoz #kuşadasımasöz #kusadasimasoz #kusadasimasöz #kusadasimassage #kusadasimassagehall #kusadasimasseur #kusadasimasaj.net #adamasaj.com #adamasoz.com #aydinmasaj.com #aydınmasaj #aydınmasajsalonu #aydınmasajsalonları #aydınspa #aydınmerkez #aydınmerkezmasaj #specialmassage #familymassage #ailemasaj #kuşadasıhamam #kuşadasıhamammasaj #hamammasaj #masajhamam #masoz #masöz #masaj #masajsalonu #masajsalonları #spa #kese #köpük #relaxmasaj #köpüklümasaj

Deneyimli Masöz ve Masör Kadromuz Uzman Masaj Hizmetleri İle Kuşadası'nda Sizleri Bekliyoruz !
KUŞADASI-MASAJ-SALONU,
KUŞADASI-MASAJ-SALONLARI,
KUŞADASI-MASAJ,
AYDIN-MASAJ,
AYDIN-MASAJ-SALONU,
AYDIN-MASAJ-SALONLARI,
MASAJ-KUŞADASI,
MASAJ-SALONU-KUŞADASI,
MASAJ-SALONLARI-KUŞADASI,
MASAJ-AYDIN,
MASAJ-SALONU-AYDIN,
MASAJ-SALONLARI-AYDIN,
MASAJ,
MASAJ-SALONU,
MASAJ-SALONLARI,
AYDIN-KUŞADASI,
AYDIN-KUŞADASI-MASAJ,
AYDIN-KUŞADASI-MASAJ-SALONU,
AYDIN-KUŞADASI-MASAJ-SALONLARI,
MUHTEŞEM-MASAJ,
SPA-MASAJ,
MASAJ-SPA,
HAMAM,
SAUNA,
HAMAM-MASAJ,
HAMAM-SAUNA,
MASAJ-SAUNA,
SAUNA-SPA,
SPA-MERKEZİ,
SPA-MERKEZLERİ,
AYDIN,
KUŞADASI,
V.İ.P-MASAJ,
VİP-MASAJ,
KİŞİYE-ÖZEL-MASAJ, Kuşadası Masaj Osteopati Amerika’da 1870’li yıllarda Missouri’li bir doktor olan Andrew Taylor Still tarafından geliştirilmiş olan bu doğal terapi yöntemi, bugün Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bilimsel bir tedavi olarak kabul ediliyor. Still, herhangi bir organdaki sorunun, ilk bakışta belli olmasa bile, vücudun bir başka yerine de düzensizlik getirdiğine inanıyordu. Günümüzde bu inanç tüm bütüncül terapilerin esasını oluşturuyor. Örneğin, mide sinirleri ense ve sırttan geçiyor. Bu seviyedeki bir sıkışma kişide hazımsızlık yaratabiliyor. Geleneksel tıpta bu ilişki göz önüne alınmadığı gibi, kişi, tercihi iki değişik doktora gitmek olmadığı halde genelde hazımsızlık için bir doktora, ense ve sırt ağrıları içinse bir başka doktora görünmek durumunda kalıyor. Ancak osteopati, baş, ense, sırt, siyatik, eklemlerde görülen ağrılar, adale sorunları, sporla ilgili yaralanmalarda başvurulması gereken yöntem olduğu gibi, artritik durumlarda, astım, jinekolojik düzensizlikler, kronik yorgunluk, uyku sorunları, hamile kadınların doğuma hazırlanmaları ve forseps yardımıyla doğmuş bebeklerdeki bazı sorunlara yardımcı olabiliyor.
Osteopati Kuşadası masajı hastanın sadece sorunlu organını değil, bütün vücudunu ele alır. Örneğin bir diz incinmesin de osteopati, hastanın bacak, kalça, ayak ve sırtını da inceler ve bu incinmenin vücudun diğer taraflarını nasıl etkilediğine bakar.
Osteopati masajı eklemlerdeki hareket kısıtlılığını düzeltmek, ağrı ve fonksiyonel bozuklukları ortadan kaldırmak amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Osteopati bir iyileştirme sanatıdır.
Eklemler,kaslar ve omurgayı içeren kas ve iskelet sistemindeki rahatsızlıkların teşhis ve tedavisi ile birlikte vücuttaki tüm sistemler dikkate alarak bütüncül bir yaklaşım ile uygulanan bir tedavi yöntemidir.
Kuşadası Masaj Salonları Medikal masaj, hasar görmüş ya da yorgun düşmüş iskelet, kas sistemi ve organların sağlıklı hale dönmesi için uygulanırken, bireylerin yaşam kalitesini arttırmak, hareket kabiliyeti kazandırmak ve psikolojik destek amacıyla da kullanılabilmektedir. Etkileri bilimsel olarak ispatlanmış olan medikal masajın, oldukça geniş bir kullanım alanı bulunmaktadır. Kuşadası masaj salonları
Kusadasi Masaj Salonları Kusadasi Masaj Salonları Medikal Masaj’ın giderilmesinde fayda sağladığı rahatsızlıklardan bazıları:
Eklem hastalıkları Yumuşak doku romatizmaları Bel ve boyun ağrıları Fibrozisler ve tetik noktalar Kas spazmları Hareketsizlik sonucu oluşan kas krampları Omurga sağlığı ve sırt ağrıları Tendinitler (tendonlardaki zayıflık ve incelme) Uykusuzluk Uzun süreli yatak istirahati Tansiyona bağlı baş ağrıları Adele kramplarından sonra Kuşadası Masaj Salonu Fiyatları ve Kuşadası Masaj Salonları Çeşitleri Çin mitolojisinin oluşumuyla birlikte Geleneksel Çin Tıbbı’nın kültürel ilkeleri belirlenmişti. Siyasi, ekonomi ve sosyal hayatın kuralları aynı kavramlar üzerinde kurulmaktaydı. Kaynaklara göre, 4600 yıl öce Çin toplumunda oluşan ziraat yöntemleri bitkilerin tedavi edici gücünü saptamış ve günümüzün Çin bitkisel tedavi yöntemini oluşturmuştur.
Yaklaşık 2000 yıl önce ise, Huang Dİ isimli Sarı İmparator GÇT’nın teorilerini oluşturmuştur. İmparatoru emriyle yazılan kitapta mevsimlerle ilişkisi açıklanarak tedavinin hasta-tabiat ahenginin onarımına yönelik olması gerektiği vurgulanmıştır. Akupuntur ismini taşıyan GÇT’ nın esas tedavi yöntemi , özel tasarlanmış iğnelerle vücudun belli yerlerine etki göstermesiyle sağlanmaktadır.
Kusadasi Masaj Salonu Kusadasi Masaj Salonu Bununla beraber söz konusu etki, iğne yerine parmağın kullanımıyla da yapılmaktadır. Günümüzde iğneye karşı hassas olan yetişkinlerde, çocuklarda veya iğne uygulamasının risk olduğu durumlarda iğne yerine, akupresür masajı uygulanmaktadır. Akupresür masajı duruma göre 3 tip şeklinde yapılır. Bunlar Pasifleştirme , aktifleştirme ve nötrleştirme yöntemleridir.Pasifleştirme yöntemi sırasında üzerindeki basınç saat akrebi yönünde çevrilir. Aktifleşme yöntemi kısa süreli itme. Nötrleştirme yöntemi ismi geçen her iki yöntemin karışımından oluşmaktadır.Masajın basit uygulama şekli olan ovazlama hepimize çocukluktan tanıdık gelmektedir. Ovazlanan bölgede oluşan işlevsel değişimler bireyin rahatlamasını sağlamaktadır. Örneğin, kafatası bölgesinde zihinsel gerginlik giderilirken,karın bögesinde sancılar azalır. Akupresür masaj , birkaç masaj yönteminin var olmasıyla beraber minimum çabayla kendi kendimize yardım etmemizi sağlayabilen bir masaj türü de Geleneksel Çin Tıbbı’nın Akupresür yöntemidir. Kuşadası Masaj
Bu masaj yöntemi, parmak veya kaleme benzer aletle cilde sağlanan ayarlı basınç, şeklinde uygulanmaktadır. Akupresürun doğru uygulanmasıyla baş ağrısı, soğuk algınlığı, yorgunluk, uykusuzluk, bel ağrısı vb., gibi sorunların çözümlenmesinde bireye yardımcı olmak mümkündür. Söz konusu yöntemin, pozitif etkisinin boyutu onun büyük ölçüde doğru uygulanmasına bağlıdır. Doğru uygulanmasının esas koşulları noktanın vücuttaki yerinin tespiti ve o noktaya parmakla uygulanacak basınç özelliğidir.

kuşadası

kuşadasımasaj

kuşadasımasajsalonu

kuşadasımasajsalonları

kuşadasımasöz

kuşadasıevdemasaj

kuşadasımutlusonmasaj

kuşadasıspa

kuşadasıhamam

masaj

masajsalonu

masajsalonları

masajkuşadası

masajsalonukusadasi

kusadasindamasaj

kusadasindamasajsalonu

kusadasihamammasaj

submitted by lussstt to u/lussstt [link] [comments]


2019.11.09 15:35 namazsitesi Halifelik ve Hilafet

Halife; Hz. Peygamber'den (Sav) sonra Müslümanları yöneten, idare eden kişi demektir.
Halife Allah'ın emir ve yasaklarını uygulayarak, hak ve adaleti sağlayan bir liderdir. Halifeye aynı zamanda imam, emir de denilir. Peygamberden (Sav) sonra ilk halife Hz. Ebubekir olmuş sonra sırasıyla, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali halifelik yapmışlardır.
Bakınız: İlk 4 Halife
İslam'da Halife olmanın bazı şartları vardır;
İslam tarihinde Hz. Ebubekir ile başlayan halifelik dönemi daha sonra birbirinden farklı şekillerde uygulanmaya başlanmış.
Daha fazlası çin bakınız: https://www.namazsitesi.com/hilafet-ve-halife-nedir.html
submitted by namazsitesi to u/namazsitesi [link] [comments]


2019.11.05 11:46 masalokucomtr Özay Gönlüm Kimdir

Özay Gönlüm Kimdir
https://preview.redd.it/18vy4nlnkuw31.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=04c86095905f0d7f52391c27dfd1bede77a62814
Özay Gönlüm, 05.02.1940 yılında Denizli Merkezefendi’de dünyaya gözlerini açtı. Ailesi Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı olan Kızılcabölük beldesinden olan Özay Gönlüm1953 senesinde Denizli Erkek Sanat Enstitüsü’ne başladı. Enstitü’de müziğe olan yatkınlığı ve farklı kişiliği ile çok sevilen bir öğrenci olan Gönlüm ’ün henüz 16 yaşındayken Türk türkülerinin en ünlü derleyicisi Muzaffer Sarısözen’le tanıştı. Bu tanışma Gönlüm ‘ün kariyerini de belirledi. Başarıları ile hala dilden dile dolaşan Özay Gönlüm, Ankara radyosundaki Yurttan Sesler programı ile sanat dünyasına ilk adımı attı. Bir süre Milli Eğitim Bakanlığı Film Radyo Televizyon merkezinde çalışan Özay Gönlüm, 1966 senesinde yetişmiş saz sanatçısı olarak Ankara radyosunda çalışmalarını sürdürmeye devam etti. Özellikle egenin en güzel şehirlerinden bir tanesi olan Denizli’nin türkülerine sazı ve sesi ile can veren Özay gönlüm, dinleyenlerde derin izler bıraktı. En az çalıp söylediği ege türküleri kadar fıkraları, taklit yeteneği, şovmenliği ve kullandığı dillere destan Denizli şivesiyle folklorun zenginleşmesine katkı sağladı. 1960 yıllarında sahne hayatına da başlayan sanatçı 1973 yılı itibari ile yaklaşık 10 yıl kadar düzenli bir şekilde İzmir Enternasyonal fuarında sahneye çıktı. Türküleri ile dillere destan olan Özay Gönlüm, bu sürede daha çok tanınma fırsatı buldu. En başta Zeki Müren olmakla beraber daha pek çok ünlü ile aynı sahneyi paylaşma imkanı buldu. Bir Yeşilçam filminde de başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkan Özay Gönlüm TRT ekranlarında çocuklara ve tarıma yönelik programlarda da yer aldı. Kültür Bakanlığı Halk Müziği Geliştirme Merkezinde (hakem) repertuar kurulu üyeliği yapan Gönlüm ’ün son programı ise yine TRT ekranlarındaki Türk Halk Müziği İstekleri isimli programı oldu.
Radyo tiyatrolarında ve oyunlarında rol alan Gönlüm, televizyon ve radyolarda yayınlanan Nineden Mektuplar tiplemesi ile büyük ilgi gördü. Çöz De Al Mustafa Ali, Özay’ın en sevilen türkülerinden bir tanesi oldu. Türküyü Fişini de Al Mustafa Ali olarak değiştirip seslendirerek, halkı vergiye yönelik makbuzları toplamaya davet ederek sosyal bilincini göstermiş oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Avrupa ve Avustralya’da konserler veren ünlü sanatçı en başta Kütahya ve Denizli yörelerinden olmak üzere daha pek çok yöreden 3400’den fazla türkü tedvin etti. Özellikle Şu Dağlar Tepe Tepe, Osmanım’ın Mendili, Adım adım Denizli’nin yolları, Cemile’min Gezdiği Dağlar Meşeli, Asmam Çardaktan, Çöz de Al Mustafa Ali, Sultan seccadesi, Denizli’nin Horozları gibi türküleri ile tanınan Özay Gönlüm, yöresel icra tekniği, Teatral yeteneği, yorumu ve (Yaren) adını verdiği üçlü sazı ile kısa sürede Türk halk müziğinde bir ekol oluşturmayı başardı. Bağlama ile birlikte cura ve tambura tekniğine de büyük önem veren Özay Gönlüm, ege yöresinde Hamit Çine’den Ramazan Güngör’e kadar pek çok curacı ile çalışmıştır.
Cura konusunda da ustalığını katıldığı programlarda her boyda cura çalarak gösteren Gönlüm, Yaren adını verdiği enstrümanında çöğür, cura ve bağlamayı bir araya getirmiştir. Türküleri ile 34 senedir gönüllerde taht kuran üstat Özay Gönlüm, 2 sene akciğer rahatsızlığı ile boğuşarak yaşadı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Kliniği’ne tedavi edilmek amacı ile yatan ünlü sanatçı hastalığa yenik düştü. 01.03.2000 tarihinde solunum yetmezliği sebebi ile hayata gözlerini yuman Gönlüm, arkasında gözü yaşlı pek çok hayran bıraktı. Cebeci Asri mezarlığına defnedilen Gönlüm ‘ün hayranları onu hiç yalnız bırakmıyor. İyi bir sanatçı olduğu kadar iyi bir baba da olan Özay Gönlüm ‘ün eşi Ayten hanımdan dünya güzeli 2 kızı oldu. Türk dinleyicileri, Gönlüm’ü şık takım elbisesi, peruk saçı, kolunda tesbihi, yeleği, ayağında çizmesi ve sazının altında bacağına serili mendili ile tanımaktadır. Özay Gönlüm dendiğinde akla gelen ege yöresinden türküleri ve olmazsa olmaz olan Ninenin Mektupları’dır. Baba tarafından Denizlili olan Gönlüm, babasının askeri görev yaptığı Erzincan’da daha çok küçükken Armonika ile müzikle tanıştı. Ortaokul yıllarında müziğe keman ile devam eden Gönlüm, bağlamaya da başlamasının ardından 1965 yılında köy köy dolaşarak derlemeler yapmaya başladı. Özellikle ege yöresi tutkunu olan Gönlüm, bu yöreden pek çok türkü derleyerek Türk halk müziği repertuarına kazandırdı. Pek çok uzunçalar ve 45’liğe imza atan Gönlüm, kendisi derleyerek TRT repertuarına kazandırdığı yüzlerce türkü arasından Sobalarında kuru meşe, Çöz De Al Mustafa Ali, Sobalarında kuru meşe, Denizli’nin horozları, Avşar Beyleri, evlerinin önü bulgur azanı, Cemilemin gezdiği dağlar meşeli, Şu dağlar tepe tepe ve tepsi fındıklar türkülerini plaklara okudu. Ancak asıl satış rekorları Ninenin Mektubu plakları ile kırıldı. Hiç üşenmeden onlarca mektubu plaklara okuyan Gönlüm bu mektuplar sayesinde ününe ün kattı.
Denizli şivesi ile anlattığı bu fıkralar ve hikayeler ile sevgi yağmuruna tutulan Özay Gönlüm, her daim doğal olmayı tercih etti. 70’li yılların sonlarına doğru esprili kişiliğinin yanı sıra bağlama yapımcısı Cafer Açın’a yaptırmış olduğu yareni ile de ün kazandı. 3 enstrümanın birleştiği bu sazla radyolarda, konserlerde ve televizyonlarda şovlar yapmış, şovlarıyla beğeni toplamayı başarmıştır. TRT adına pek çok alanda çalışmalar yapan Gönlüm, 80’li yıllarda televizyon için maliye bakanlığı tarafından hazırlanan KDV reklamlarında da oynadı. Yarenini de yanına alarak 42 ülkede konser vermeye giden ünlü sanatçı TRT Türk Halk Müziği Repertuar kurulu üyeliği, Kültür Bakanlığı HA Gem’de Repertuar Kurulu üyeliği ve pek çok sınavda jüri üyeliği görevlerinde de yer aldı. 45’lik/33’lük 30’a yakın kaset, 200 türkünün kaynak kişisi ya da derleyicisi olan Özay Gönlüm’ün eski 45’likleri veya uzun çalarlarını 1. El piyasasında bulmak mümkün değildir. En güncel derlemesi, kalan müzik aracılığı ile 2005 senesinde piyasaya sürülmüş olan, 2 kaset, 2 cd ve kitapçıklardan oluşan Özay Gönlüm koleksiyonu olmuştur. Bununla beraber 2001 senesinde Anadolu Müzik ayrıcalığı ile piyasaya sürülen yaren isimli kasetini bulabilirsiniz. Büyük üstat Özay’ın en tanınmış türkülerini aşağıda bulabilirsiniz:

Özay Gönlüm Türküleri

  • Bağlamamın Düğümü
  • Gımıldanıver
  • İki keklik
  • Evren köy
  • Hıkkıdık duttu beni
  • Onikidir şu Burdur’un dermeni
  • Manisayla Bergamanın aras
  • Gıcır gıcır gelir yarın kağnısı
  • Elindedir bağlam
  • Dağların başındayım
  • Hatçam çıkmış gül dalına
  • Karahisar kalesi
  • Sobalarında kuru da meşe yanıyor
  • Tepsi tepsi fındıklar
  • Cemilemin gezdiği dağlar meşeli
  • Çöz de al Mıstıvali
  • Ninenin mektubu
  • Çil horoz
  • Derbent Deresi
  • Denizli’nin horozları
  • Asmam çardaktan
  • Arabaya taş koydum
  • Evlerinin önü bulgur kazanı (Adım adım Denizlinin yolları)
  • Elif dedim be dedim
  • Bade İşçil Kimdir
  • Biyografi
  • Asuman Krause Kimdir
  • https://masaloku.com.tr
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]